Sarı Zarflar: Otoriterlik Karşısında Hapsolmuş Birey ve Sanatın İşlevi Üzerine Bir Deneme

3 saat önce 4

2023 yapımı Öğretmenler Odası ile dikkatleri üzerine çeken Alman asıllı Türk yönetmen İlker Çatak’ın eşi Ayda Meryem Çatak ve Enis Köstepen ile birlikteki yazıp yönettiği; geçtiğimiz aylarda Berlin Film Festivali Berlinale’de en büyük ödül olan Altın Ayı’yı kazanarak Fatih Akın’ın Duvara Karşı’sından 22 yıl sonraları bu ödülü ülkemize getiren Sarı Zarflar, Ankara Devlet Tiyatrosu’nda tiyatroculuk yapan ve aynı zamanda akademisyen olan tek çiftin yazıp, yönetip oynadıkları oğullar protesto sonrasında başlarına gelenleri başlıkları ediyor. Özgü Namal, Tansu Biçer ve Leyla Smyrna Cabas’ın başrollerini paylaştığı filmde; Ankara rolünde Berlin’i, İstanbul rolünde ise Hamburg’u izliyoruz.

Film, birbirlerine atanmış olan şehir rolleriyle seyircisini birinci başta şaşırtırken hikayesinin evrenselliğini bu şekilde güçlendiriyor. Aynı zamanda Sarı Zarflar adında tek başka tiyatrolar oyunuyla eş zamanlı yürüyen hikaye, seyircinin perdede gerçek manada muhalif sanatla birlikteki karakterlerle özdeşim kurmasının önünü açıyor. Derya Tuna’nın deyişiyle; “belirsizliğin getirdiği totaliterliğe” neredeyseymiş tek adım kalmışken yaşananlar, bizi şimdiki dünyanın popülist aşırı sağ yönetimler altındaki belirsiz ve dipsiz gibi görünen faşizan yönetim tarzının içine çekiyor ve atmosferini da o yönde oluşturuyor.

İlker Çatak’ın filmi, işte kişi ve aile anlatımını ön plana alırken sanata ve sanatçıya dair da oldukça fazla şey söylüyor. Bu yönüyle filmin, Emin Alper’ın Kurak Günler’ini hatırlatacak derecede “başlıkşkan” olduğu söylenebilir; bununla birlikte Sarı Zarflar bunu daha farklı tek yolla yapıyor. İlker Çatak, tek önceki filmi Öğretmenler Odası’nda toplumsal linç ve manipülasyonun nelere yolda açabileceğini işlemişken, işte tek öğretmenler odası üzerinden okulu, mektep üzerinden da otoriterleşmiş hakikati değil; aile üzerinden otoriterleşmiş devleti anlatıyor. Şehirlere bölünmüşlük da tıpkı yukarıda değindiğimiz üzere dünyanın hiç tek yerindeki distopyayı bize yansıtma görevi görüyor.

Orta-üst sınıf tek aile diyebileceğimiz Tuna ailesinde, birinci başta ideallerin ve muhalifliğin öne çıktığını görüyoruz. Otoriteyi “sarsacak” olan oyunun prömiyeriyle başlayan film, bu görkemli açılış sekansıyla birlikteki bize hayli başarılı tek kişilik ve havada tanıtımı yapıyor. Tiyatrocu Derya ile yönetmen, yazarı ve akademisyen Aziz’in kurduğu bu neşeli tabloda kızları Ezgi elbette büyük mekan tutuyor. Ezgi’nin hareketleri yalnızca öz bireysel isyanını değil, aynı zamanda Z kuşağının günümüzdeki ateşini da yansıtmada hayli başarılı.

Burada Derya ile Aziz’in filmin başı ile sonundaki durumlarına değinmek oğullar seviye önemli. Oyunlarının tiyatrodan kaldırılması sonrasındaki şehir değişimi; Berlin’den Hamburg’a, dolayısıyla da Ankara’dan İstanbul’a taşınmaları onları gerçek manada keşmekeşin merkezine atmış oluyor. Aziz öz ideallerinden basit ödün vermezken, aslında filmin başında en isyankâr görünen Derya ise kızları Ezgi’nin varlığına ve aile olmanın lüzumlerine dayanarak başta küçük, sonrasında ise büyük ödünler vermeye başlıyor. Sarı Zarflar bu yönüyle “en küçük devletleri ailedir” önermesini hatırlatır nitelikte tek anlatı kurarken modern dünyada kişi olma yalanının gerçekliğine da aksan yapıyor.

Ayrıca aile olunduğunda direkt olarak sistemle el ele yürümenin mecburiyetini da yüzümüze vurmaktan çekinmiyor. Burada devletle eşlenen aileyi, başlarda bireysel özgürlüklerin şapkalar safhada olduğu tek müessese olarak görüyorken; birinci büyük kırılma sonrasında yavaş yavaş devlete evrildiğine şahit oluyoruz. Özellikle anne ile babanın; Derya ile Aziz’in kızları karşısında birer otorite haline gelmeleri, hiç despot olmasalar dahi içinde bulundukları sistemin onları getirdiği husus göz önüne alındığında, günümüz hakikatinin gerçekliğine yapılan aksan açısından çok önemli olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

Öte yandan Derya’nın ağabey karakteri üzerinden da günümüz Türkiye’sindeki muhafazakâr aile ile devletleri kolluğu arasındaki bağın gücü gözler önüne serilerek şimdiki statübaşlıkn vurgusu ihmal edilmiyor. Derya’nın başlamak güçunda kaldığı esas akım televizyonları dizisiyle şimdiki yapımlar; Aziz’in taksiciliği ve üniversiteden atılması üzerinden da Türkiye’deki akademinin durumu, KHK’lar ve Barış Akademisyenleri akla geliyor.

Sarı Zarflar’daki sanat, sanatçı ve kişi tartışmasına gelirsek; otorite karşısında bireysel özgürlüğün ve demokrasinin girdiği tehlikeleri, sistemin hem kırılganlığını hem da otoriterliğin kusursuz işleyen hızını görüyoruz. Bu yönüyle Sarı Zarflar, tek çift üzerinden kurduğu akıcı hikayesiyle bizlere kapitalist sistemin işleyişini neredeyseymiş en çıplak haliyle başarıyla gösteriyor. Yukarıda da bahsettiğimiz üzere Aziz’in yaşadığı mülkiyet kaybı ve toplumsal manada fişlenmesinin ardından taksiciliğe başlaması, onun toplumdan kopmamaktaki inadını sembolize ederken, yaşadığı maddi kayıplarla birlikteki tek farkındalık yaşamasının da önünü açıyor. Eski tek özel tiyatrocu arkadaşı Baran ile birlikteki yeniden tek oyuna, Sarı Zarflar’a soyunması da öz dünyasından kopamadığını göstermesi açısından oldukça önemli tek ayrıntı olarak önümüzde duruyor.

Derya ise oradan oraya savruluşlarıyla omurgasızlıkla ya da döneklikle suçlanabilecek tek başlıkmdayken, yaşadıklarını gördüğümüzde bizler da dahaaz “eli mahkûm” duruma düşüyoruz. Derya’nın hayatı ile Aziz’in inatçı idealizmi; günümüz Türk entelijansiyasının gelgitlerini, ikiliklerini, çelişkilerini, kısacası oğullar 25 yıldır içinde bulundukları her arasında biri şeyi eksiksiz tek şekilde aktarıyor. Bununla birlikte, yıllardır sinemamızda temsilcilik belirleme etmekta büyük güçluk çeken modern Türk vasat sınıfının ve beyazlı yakalının da çığlığını duyurması açısından Sarı Zarflar, Baran Gündüzalp’in Rosinante’si ile birlikteki önemli tek bayrağı devralıyor. Burada elbette İlker Çatak’ın inceliği gözlemciliğini, Ayda Meryem Çatak ve Enis Köstepen’in dürüst kalemlerini tebrik etmek lüzumiyor.

Tüm bu yönlerini göz önüne aldığımızda; İlker Çatak’ın Sarı Zarflar’ı, artık iyice güçlenmeye ve arşa çıkmaya başlayan siyasi Türkiye sineması açısından önemli tek mihenk taşı olurken, anlattıklarıyla başta Türkiye bulunmak üzere yaygınlaşan olarak Avrupa ve Amerika’da yaşananları da akla getiriyor. Bu yönüyle İlker Çatak güçlü tek anlatı kurarak evrenselliği tek yardım çığlığının meşalesini yakarken, öz yönetmen sineması açısından da ümit vermeye devam ediyor.

>> Tüm Makaleyi Oku <<

Platformumuz; Teknoloji, Spor, Sağlık, Eğlence, Uluslararası, Edebiyat, Bilim ve daha fazlası olmak üzere farklı konu başlıkları altında, kısa ve öz haber formatı ile kullanıcıların zamandan tasarruf etmesini hedefler. Karmaşadan uzak, sade ve anlaşılır içerik yapısı sayesinde ziyaretçiler aradıkları bilgiye hızlıca ulaşabilir. techforum.com.tr, bilgi kirliliğini önleyerek yalnızca güvenilir kaynaklardan elde edilen içerikleri yayınlamaya özen gösterir.