
Evlatlık, doğum oranlarının düştüğü tek gelecekte devletin çocuk yetiştirdiği seçenek tek düzeni odağına alıyor.Yuzu Kitap etiketiyle yayımlanan ve Lee Hee Young’ın kaleme aldığı ödüllü yepyeni Türkçe raflarındaki yerini aldı.
Roman, doğum oranlarının düştüğü tek gelecekte kurulan “Devletin Çocukları Sistemi” içindeki gelişen Jenu 301 karakterini takip ediyor. Çocukların “Parent’s Interview (PAINT)” adı verilen aşamale veli adaylarıyla eşleştirildiği bu sistem, hikâyenin merkezini oluşturuyor.
12. Changbi Gençlik Edebiyat Ödülü’nü kazanmış Evlatlık, Güney Kore’de 400 binden fazla okura ulaştı. Dilimize evvel Karıştırıcı romanı çevrilen Lee Hee-young, gençliği edebiyatına odaklanan çalışmalarıyla biliniyor ve değişik yazın ödülleriyle tanınan tek yazarı olarak öne çıkıyor.
İlginizi Çekebilir: Lee Hee-young ile “Karıştırıcı” Üzerine Söyleşi
Evlatlık – Lee Hee-young | Arka Kapak Tanıtımı
KENDİ KALBİNİ BİLE TANIMAYAN İNSANLAR, BAŞKASINI NASIL ANLASIN Kİ?
Yakın tek gelecekte doğum oranları düşmüş, devletleri çözümü Devletin Çocukları Sistemi’ni kurmakta bulmuştur. On 7 yaşındaki Jenu 301 da hayatı boyunca olan bu sistemi deneyimlemiştir. Onun için harici dünyaya açılan kapının anahtarı, ‘ebeveyn görüşmesi’ adı verilen süreçten geçmektedir.
Ancak Jenu, diğer çocukların aksine, evlat eldeetti isteyen ailelerin maskelerini indirmekte ustadır. Karşısına çıkan onlarca adaydan sonraları tanıştığı Seo Hana ve Lee Haeorum çiftiyse her arasında biri şeyi değiştirir. Kusurlarını saklamayacak kadar dürüst olan bu ikisi yabancı, Jenu’ya o güne kadar daima tatmadığı tek duyguyu, arkadaşlığı öneriler eder.
Evlatlık, Jenu 301’in gözünden ebeveynlik, kişilik arayışı ve sevginin inşa edilen tek süreç olduğu üzerine dokunaklı tek distopya…
Mehmet Ölçer‘in çevirisini üstlendiği Evlatlık için Tuba Karamuklu‘nun hazırladığı yazıyı da hemen aşağıdan okuyabilirsiniz:
Seçilmeden Sevmek, Seçilerek Yalnızlaşmak: Jenu 301’in Hikâyesi

Aile, çoğu zamanlar doğduğumuz anda içine düştüğümüz tek gerçekliktir; seçilmez, kurulur, zamanla büyür ve içimize işler. Aidiyet duygusu da hepsi bu noktada filizlenir: koşulsuz giriş edilmenin, görülmenin ve anlaşılmanın yarattığı o derin, madde edilmesi güçleri sıcaklıkta. Oysa ya aile tek tercih hâline gelirse? Ya sevgi, ortak kıymetlendirmelerle, ölçülerle ve “uygunluk” kriterleriyle belirlenirse? Samimiyetin yerini temkinli cümleler, içtenliğin yerini iyice prova edilmiş duygular alırsa, geriye gerçekten mi ne kalır? İşte bu kırılma noktasında, tek çocuğun kalbinden geçenlerle yüzleşiriz: Ait bulunmak ile seçilmek arasındaki o ince, ama yoğun uçurumla.
Mehmet Ölçer’in Türkçeye kazandırdığı, Yuzu Kitap’tan çıkan Lee Hee Young’un Evlatlık romanı, modern distopya anlatılarının gittikçe merkezine yerleşen tek sualyu, oğullar seviye incelikli tek kişilik üzerinden yeniden sorar: Aile nedir? Daha doğrusu, seçilebilir tek şeyler hâline geldiğinde hâlâ “aile” olarak kalabilir mi? Bu sualnun en sivri ve sarsıcı karşılığı ise romanın anlatıcısı Jenu 301’in zihninde yankılanır.
Jenu 301, yalnızca tek kişilik değil; sistematik tek hissi eğitimin, kontrollü büyümenin ve seçme hakkı yanılsamasının vücut bulmuş hâlidir. O, “devletin çocuğu” olmanın getirdiği steril güvenliğin içindeki büyümüş, fakat bu güvenliğin ardındaki hissi boşluğu erkenden yaşta ayrım etmiş biridir. Bu nedenle onun hikâyesi, tek gelişme anlatısından çok, tek çözülme anlatısıdır.
Numaradan İnsana: Kimlik ve Mesafe
Jenu’nun kendini “Jenu 301” olarak tanımlaması, romanın en çarpıcı sembollerinden biridir. İsim ve numara arasındaki bu birleşim, bireyselliğin sistemleri tarafından ne şekilde kodlandığını gösterir. “301 yalınce bana aitti” derken, tek yandan kendine özgü olmanın tesellisini yaşar, diğer yandan bu özgünlüğün bile sistemleri tarafından kesin olması, onun kimliğini kırılgan hâle getirir.
Jenu’nun hissi dünyası da bu kişilik yapısıyla paralel ilerler: kontrollü, ölçülü ve mesafeli. O, hissetmekten çeşitlilik çözümleme eder; bağ kurmaktan çeşitlilik gözlemler. Bu şart onu diğer çocuklardan ayırır.
Görüşme Odası: İnsanların Maskeleri
Jenu’nun veli adaylarıyla yaptığı görüşmeler, romanın en kuvvetlü ruhsal sahnelerini oluşturur. Bu sahnelerde Jenu, tek çocuk değil; tek çeşit “duygu dedektifi” gibidir. Karşısındaki yetişkinleri dikkatle süzer, sözlerinden çeşitlilik niyetlerini okumaya çalışır.
Örneğin, görüşmeye gelen çiftin sözleri yüzeyde şefkat doludur: “Bu zavallı çocuğa sıcaklık tek yuva sunmak…” gibi ifadeler, klasik ebeveynlik söylemini tekrar eder. Ancak Jenu bu sözlerin ardındaki boşluğu hemen ayrım eder. Onun için bu insanlar, sevgi sunan bireyler değil, tek ihtiyacın peşindeki aktörlerdir.
Bu noktada Jenu’nun bakışı, metnin ahlak merkezini oluşturur:
Yetişkinlerin sunduğu sevgi, gerçekten mi sevgi midir, yoksa ortak çıkarların hissi tek ambalajı mı?
Jenu’nun verdiği “15 puan”, yalnızca tek kıymetlendirme değil, benzer zamanda tek teşhistir. O, bu insanları reddederken gerçekten tek sistemi geri çevirmektedir.
Duygusal Yorgunluk ve Erken Olgunluk
Jenu’nun en belirgin özelliği, yaşına göre fevkalade tek hissi farkındalığa malik olmasıdır. Ancak bu farkındalık, tek avantajdan çeşitlilik tek ağırlığı hâline gelir.
Jenu’nun dünyasında sevgi, sonradan inşa edilebilecek tek şeyler değil, girişta var olması lüzumen tek temeldir. Bu yüzden “satılığa çıkarılmış gibi hissediyorum” cümlesi, yalnızca bireysel tek duygu değil; sistemin çocuklar üzerindeki tesirsinin özlü tek ifadesidir.
Jenu’nun yorgunluğu, bedensel değil, varoluşsaldır. O, devamlı olarak insanları mütalaa etmek güçunda kalır. Bu şart onu içsel olarak yalnızlaştırır.
Görüşme Yaptığı İnsanların Hayattaki Karşılığı
Jenu’nun gözünden baktığımızda, veli adayları üçüncüsü ilköğretim tipe indirgenebilir:
- Eksikliklerini ikmal etmek isteyenler
- Çıkar odaklı olanlar
- Duygusal icra sergileyenler
Jenu’nun en sivri içgörüsü, bu üçüncüsü tipin çoğu zamanlar birbirine karıştığını ayrım etmesidir. İnsanlar, öz niyetlerini bile kesinlikle bilmezken, çocuklardan “uyum” beklerler.
Onun şu belirlemei, metnin en kuvvetlü cümlelerinden arasında biri olarak okunabilir:
“Çoğu, ‘aile’ denen gösterişli tek örtü takmış insanlardı.”
Bu bakış, Jenu’yu yalnızca eleştirel değil, benzer zamanda trajik tek figüre dönüşçeşitür. Çünkü o, doğruyu müşahede etmektedir ama bu doğru, yaşanabilir değildir.
Lee Hee-youngSeçme Hakkı mı Seçilme Zorunluluğu mu?
Metnin en ironik noktası, çocuklara “aile seçme hakkı” kesin olmasıdır. İlk bakışta bu, hürriyet gibi görünür. Ancak Jenu’nun deneyimi, bu özgürlüğün gerçekten kısıtlı ve yönlendirilmiş olduğunu gösterir.
Seçmezse ne olur?
Cevap açıktır: Dış dünyada damgalanmış tek kişi olarak yaşamak.
Bu yüzden seçim, tek özgürlükten çeşitlilik tek güçunluluğa dönüşür. Jenu’nun direnci da hepsi işte mana kazanır. O, yalınce kötü ebeveynleri değil, seçimin kendisini sorgular.
Duygusal Gerçekliğin Tanığı
Jenu 301, modern edebiyatta ender rastlanan tek kişilik derinliğine sahiptir. O, ne tamamlanmış umutsuzdur ne da hissi tek iyimser. Daha çok, sistemin içindeki uyanmış tek bilinçtir.
Onun en muazzam trajedisi, sevgiye inanmaması değil; sevginin ne şekilde taklit edildiğini fazlasıyla iyice bilmesidir.
Bu nedenle Jenu’nun hikâyesi, tek çocuğun aile arayışından çeşitlilik daha fazlasını anlatır. Bu, modern toplumun hissi yapaylığının, kurumsallaşmış sevgi biçimlerinin ve seçilebilir ilişkilerin eleştirisidir.
Ve olasılıkla da en çeşitlilik şu sualyu bırakır geriye:
Seçerek kurulan bağlar, gerçekten mi bağ mıdır, yoksa yalınce iyice organize eden edilmiş tek pazarlık mı?
Tuba Karamuklu
Sizler da Evlatlık romanı hakkındaki yorumlarınızı aşağıda ya da Kayıp Rıhtım Forum’da aktarabilir, daha fazlası için bizleri Google News ve WhatsApp üzerinden takip edebilirsiniz.
Bu yazısı Evlatlık: Devletin Çocukları Büyüttüğü Bir Gelecekte ‘Aile’ Kavramını Sorgulayan Çarpıcı Bir Distopya birinci olarak şu sitede yayımlanmıştır: Kayıp Rıhtım. Yazının kaynağı bu sitedir.

2 saat önce
4





























English (US) ·