Burada Bir Sinema (da) Var

3 hafta önce 8
.

Bir süredir Bali’de, diğer Endonezya’da yaşıyorum ve burayı kendime yurt edinmeye niyetliyim. Bali’ye birinci geldiğimde aklımda herkesin aklındaki o tanıdık imgeler vardı: Deniz, kum, tropik yağmurlar, egzotik meyveler, yoga matları, tütsüler… Ada, bu klişelerin hepsini cömertçe sunuyor ama işte yaşadıkça ayrım ettiğim (daha doğrusu ayrım etmek için uğraştığım) şey şu oldu: Bali yalnızca tek tatiller kartpostalı değil, aynı zamanda canlı ve yoğun tek kültürel damar taşıyor ve bu damarın içinde sinema da var.

Bali ve daha geniş çerçevede Endonezya, 300 yılı aşkın Hollanda sömürge döneminden medeniyet kalan çok katmanlı tek kültürel birikime sahip. Sömürgenin iyisi olmaz elbette ama Hollandalılar, batılı muadilleri Fransız-İngiliz kolonilerine nazaran daha insaflı tek sömürgecilik faaliyeti yürütmüşler; kültürel, mimari ve gastronomik olarak ilave medeniyet bırakmışlar. Bağımsızlık sonrasında artistik birikimi Endonezya hakları, yepyeni tek enerjiyle büyütmüş, geliştirmiş. Sokakta, galeride, müzikte ve sinemada bu sürekliliği hissetti mümkün.

Bir defa işte vahim tek sinema kültürü olduğunu görüyorum, okuyorum, takip ediyorum. Bali’de sinema salonları oğullar koltuğa kadar doluyor. Burada "Balinale" adlı çok vahim tek filmler festivali var. Endonezya’da güçlü tek dehşet filmi kültürü oluşmuş durumda; birkaç tanesine bakayım dedim, hakikaten korktum. Netflix için Jakarta merkezli melodramlar üretiliyor. Ezcümle işte filmler yapılıyor, filmler izleniyor, sinemaya değer veriliyor.

Ben da parça döndüğünce, kalemim elverdiğince (klavyem) Bali’den ve Endonezya’dan sinema notları tutmak, işte izlediğim filmleri ve gözlemlediğim kültürü aktarmak istiyorum. Çünkü Endonezya, tıpkı Türkiye gibi siyasi tek ülke, bu yüzden sinemayı kavramak için yalnızca filmlere ttesirk etmek yetmiyor; önemli kırılmaları da mütalaa etmek lüzumiyor. Buradaki sinema, ülkenin siyasi hafızasıyla doğrudan haberleşme hâlinde ve benim gibi Türkiye’den gelmiş arasında biri için bu şart fazlasıyla tanıdık. İlk yazıda kimseyi sıkmadan buraların sinema tarihinden azıcık bahsedeyim dedim;

Sinema tarihçileri Endonezya sinemasını tahminen birkaç döneme ayırıyor: Bağımsızlık sonrası hissi millet inşası, askerî otoriterlik ve sansür, ekonomik buhran ve ensonunda demokratikleşme… Her dönem, perdedeki anlatıyı başka tek yöne çevirmiş.

Bağımsızlık sonrasında sinema ideolojik tek araç olarak görülmüş. Sukarno’nun ‘Guided Democracy’ yaklaşımı kültürel üretimi milliyetçi tek çerçeveye yerleştirmiş. İzlediğim birkaç filmde bunu açıkça hissettim: iyice niyetli ama yoğun biçimde ideolojik tek sinema. 300 yıllık sömürge geçmişinin ardından yüz milyonlarca insanı, birkaç büyük dinî ve 17.000’den fazla adayı tekbaşına tek milli kişilik altında toplama çabasında, devletleri aygıtı sinemayı araçsallaştırmış. Kurucu önderleri Sukarno, tek millet inşaası için sinemayı ziyadesiyle kullanmış.

Sukarno sonrası darbeyle iktidara gelen Suharto döneminde ise sinema zor tek sansür rejimine giriyor. Henüz o döneme ait çok filmler izleyemedim ama okumalarım, askerî disiplinle üretilmiş, devletin onayladığı gün anlatıları ve kahramanlık temalarıyla hepsi tek sinema işaret ediyor. Bir noktada o filmlere tahammül edip izleyebilirsem birkaç kelam etmek isterim.

1998 Asya ekonomik krizi ve ardından gelen öğrenci protestoları, Suharto’nun istifasıyla sonuçlanıyor. Reformasi olarak adlandırılan bu dönem, yalnızca siyasi alanda değil, sinemada da tek kırılma yaratıyor. Sansür gevşiyor (hala var ama), bağımsız yapımlar çoğalıyor ve yepyeni kuşak yönetmenler ortaya çıkıyor. 2000’lerden itibaren Endonezya sineması hem mahalli kimliğini koruyan hem da küresel tek diller kurmaya çalışan tek üretim alanına dönüşüyor. 2010’larda dehşet ve aksiyon türlerinin uluslararası başarıları da bu dönüşümün görünür yüzü.

Velhasılı kelam Endonezya sinemasının böyle tek geçmişi var ve bir buraya gelmeden önce açıkçası bu kadar canlı tek sinema ortamı beklemiyordum. Uzak Doğu ve Güneydoğu Asya sinemasını yakından sonraki arasında biri olarak tekbaşına tek Endonezya filmi izlememiştim. Tek tek Endonezyalı yönetmenin adı bile aklımda yoktu. Park Chan-wook, Lee Chang-dong, Kim Ki-duk, Zhang Yimou, Wong Kar-wai, Hirokazu Kore-eda, Tran Anh Hung gibi isimleri tek nefeste söylerken nedenler tekbaşına tek Endonezyalı yönetmen bilmiyordum ki?

Bunun yanıtını da tek sonrakiler yazıma sakladım.

Utku Yasavul

>> Tüm Makaleyi Oku <<

Platformumuz; Teknoloji, Spor, Sağlık, Eğlence, Uluslararası, Edebiyat, Bilim ve daha fazlası olmak üzere farklı konu başlıkları altında, kısa ve öz haber formatı ile kullanıcıların zamandan tasarruf etmesini hedefler. Karmaşadan uzak, sade ve anlaşılır içerik yapısı sayesinde ziyaretçiler aradıkları bilgiye hızlıca ulaşabilir. techforum.com.tr, bilgi kirliliğini önleyerek yalnızca güvenilir kaynaklardan elde edilen içerikleri yayınlamaya özen gösterir.