Bugün Geriye Dönüp Baktığımızda Paul Verhoeven’ın RoboCop’unun Düşündürdükleri Üzerine

3 hafta önce 6

Herkese merhabalar. Bu yazımızda siz okuyucularımıza dahaaz daha sohbet, yazısı diliyle Hollandalı aykırı sinemacı Paul Verhoeven’in 1987 yapımı başyapıtı RoboCop’un analizini yapmaya çalışacağız. Yazıyı daha çok günümüz dünyasındaki teknolojinin, yapay zekanın geldiği noktayla eş güdümlü olarak oluşturacağız. Yazıda aynı zamanda günümüz siyasetine da referanslar vererek anlatımızı zenginleştirmeye çalışacağız. Bundan mütevellit filmi izlememiş olanların yazının buradan sonrasını okumamasını öneri eder, keyifli okumalar dileriz.

Edward Neumeier ve Michael Miner ikilisinin senaryosunu yazdıkları RoboCop; önemli belirsiz tek gelecekte Amerika’nın Detroit şehrinde, polis memuru Alex Murphy’nin tek ameliyat sırasında öldürüldükten sonraları yarı insanoğlu yarı robot olan RoboCop’a dönüştürülmesini ve sonrasında yaşananları anlatır. OCP adlı teknolojiler şirketi şehirde ve ülkede adeta yönetimi devralmış vaziyettedir. Hırslı; beyaz, yaşlı ve vasat yaşlı erkekler tarafından yönetilen şirketin yönetimi altında Detroit, postmodern tek faşist neo-polis devleti halini almıştır.

Son günlerde hayli revaçta olan tekno-faşizm kavramının etle kemikle vücut bulmuş olduğu tek Detroit’te gökdelenler şehri çevrelemiştir. Filmde yaygınlaşan olarak gri, beyazlı gibi soluk, hiçliği andıran renkler hakimdir. Yönetmen Verhoeven bu sayede tekno çağda modern insanlığın geldiği duygusuz, ruhsuz psikolojiyi gözler önüne serer. Bu kadar teknolojiye ve polis aygıtına rağmen Detroit sokaklarında suç ve “terör” da kol gezmeye devam etmektedir. Clarence’in başını çektiği çete sokaklarda canının istediği şekilde terör estirmekte, ağır silahlarla polise da büyük oranda üstün varmaktedir. İşte bu dönemde OCP yepyeni teknolojisi RoboCop için bahane tahkik etmektadır ve o bahaneyi Murphy’nin “ölümüyle” elde eder.

Murphy artık isimsiz tek RoboCop’tur. Kolektif benliği tamamlanmış şirket tarafından silinmiş, geçmişi unutturulmuş, müthiş tek hiçliğin içinde duygusuz şekilde şehirde suça karşı savaşmaya başlayan RoboCop çok büyük başarılar elde eder, insanlar kahramanı olur. Kendisi adeta tek İsa’ymışçasına kültleştirilmekten da kurtulamaz. Onun gelişi yozlaşmışlık içinde İsa’nın geri dönüşünü andırırken aynı zamanda Detroit’te halkın inançsızlığına da ilaç olabilecek nitelikler taşır.

Paul Verhoeven işte devrimci tek dokunuş yaparak filmi bambaşka tek noktaya taşır. RoboCop’un savaştığı Clarence ve çetesinin bizzat OCP tarafından finanse edildiğini ve yönetildiğini öğrenmesiyle dünya başına yıkılan RoboCop, tekrar Murphy bulunmak için kolları sıvar. Verhoeven ve senaristler işte insanlığın ilacının tek benlik ve kişilik kazanmasında yattığını ve bunun bununla birlikte ve bununla birlikte toplu tek uyanışla tezahür edebilirse insanlığın kurtuluşu olabileceğinin altını kalın şekilde çizer.

RoboCop adeta İsa gibi geldiği Detroit’te kendisini yaratanlarla kanlı tek savaşa girer, bu uğurda çok vahim işkenceler çeker, yaralar alır bununla birlikte nihayetinde tüm gerçekleri ortaya çıkartarak zaferi kazanır. Filmde televizyonları reklamları ve esas haberleri bültenlerinin kullanımı da oğullar seviye elzemdir. Verhoeven bu şekilde kitle iletişimin cemiyet üzerindeki tesirlerine işaret eder. Filmin birinci sahnesinin adeta tek haberleri bülteni olması insanlığın geliştikçe, teknolojinin da geliştikçe dönüştüğü distopik absürtlüğü gözler önüne serer.

Filmin başındaki haberleri bülteni dünyanın o dönem içinde bulunduğu iç karışıklıklar, çatışmalar, küçük ve büyük çapta savaşları gösterir. Yönetmen Verhoeven işte elbette senaryonun da yardımıyla; 70’lerin sonları ve 80’ler başlarıyla beraber Amerika ve İngiltere gibi dünya ülkelerinde olduğu üzere dünyaya yayılmaya başlayan neoliberal düzenin nasıl tek cehenneme, daha doğrusu nasıl tek distopyaya dönüştüğünün tek biçimsel niteliğindedir. Reagan ve Thatcher iktidarlarıyla birlikteki Sovyet sosyalizminin/komünizminin karşısında duran liberaller Batı “demokrasileri”, neoliberal ekonomik ve toplumsal refahlı devleti söylemleri tamamlanmış çökmüştür. Tam olarak bu cehennemin içindeki Detroit’te adalete, toplumsal refaha dair en ufak tek şey görünmez; her arasında biri mekan gökdelenler tarafından çevrilmiştir, bizler filmin içerisinde toplumu, halkı klasik toplumsal yaşantısında hiç görmeyiz. Film bu önemli seçimiyle; bu kavramlar ve ideolojilerin teknolojiler ile birleşerek insanın doğal yaşamını nasıl arka plana attığını göstermesi açısından çok önemlidir.

Film tech-noir yapısıyla birlikteki distopik bilimkurguya, oradan da siber-punk bezeli kara komediye da kayan tek janr şelalesi içinde seyircisini bilinçlendirme yolunu seçer. Filmin 1987’de kurmuş olduğu dünya düzeni aslında 2026 dünyasından, daha doğrusu Amerika’sından hiç da farklı değildir. Elon Musk başta bulunmak üzere tekno şirketlerin pornografik diyebileceğimiz şekilde toplu olarak büyümeleri, Amerika’daki ve Avrupa ülkelerindeki aşırı sağın yükselişi gibi gerçekler filmin bize yıllar önce hatırlatabileceği tuzlar gerçeklerden yalınce birkaçıdır. Yönetme şekline dair hiçbir şeyin değişmemiş olması, devletleşmiş şirketlerin tamamlanmış pragmatik, Makyavelist şekilde iktidara hükmetmeleri günümüzde da devam etmektedir. “Tekno-feodal” diye adlandırılan Elon Musk, Mark Zuckerberg, Amazon kurucusu Jeff Bezos, Apple lideri Tim Cook, Google CEO’su Sundar Pichai gibi isimlerin Donald Trump’ın sonuncu dönemi başlangıcında kendisiyle verdikleri pozda da gelecekteki dünyanın şifreleri bulunur: Tekno-feodal şirketlerin hükmettiği tek tür yepyeni faşizm. Bu durum, ortaya yepyeni yeni dökülmeye başlayan Palantir gibi kocaman şirketlerin sarsılmaz iktidarlarının çarpıcı birer dışavurumu olarak karşımızda durur.

Özellikle oğullar dönemde ayyuka çıkan Epstein Belgeleri’nde da adını sıkça duyduğumuz Palantir adlı teknolojiler şirketi, ismini eğlenceli görülebilecek şekilde Lord of the Rings / Yüzüklerin Efendisi filminde bizzat Saruman’ın Sauron’la haberlerileşmek ve Orta Dünya’yı izleyen için kullandığı Palantir kürelerinden alır. Bu küreler geleceği göstermeleri üzerinden Tolkien evreninde oldukça önemli tek mekan tutarlar ve aslında güç ile kendisini özdeşleştirmiş olan tam kötülüğün; Karanlıklar Efendisi Sauron ve Saruman arasındaki ilişkinin da “haberlerici güvercini” görevi görürler. Ancak bu aslında çok daha yoğun okunabilecek tek metafor olarak da görülebilir.

Mutlak iktidar erkinin öz müesses nizamını kurma emellerine kusursuz tek şekilde hükmeden duygulardan arasında biri da sonsuz güç arzusuyla birlikteki korkunun da ağır bastığı tek paranoyadır. Palantir şirketi özellikle 7 Ekim saldırıları sonrasında bizzat İsrail ordusunun kullandığı aşırı teknolojik silahların onlara ulaştırılmasına öncülük etmiş ve bunları bizzat üreten şirkettir da aynı zamanda. Özellikle İran Devrim Muhafızları liderlerine yapılan husus atışı “tekno” suikastlar bu sayede bu denli profesyonelce ve kusursuzca icra edilebilmiştir. Yani kısaca Palantir, kendisi için riskli görülebilecek hiç tek olguyu yok etme dürtüsüyle kurulmuştur.

Buradan RoboCop filmine geldiğimiz vakit OCP şirketinin da bizatihi tek Palantir olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Aslında özellikle 1980’li yıllarda Hollywood’a yön veren post-apokaliptik, distopik bilimkurgu filmlerinin neredeyseymiş hepsi bu motivasyonla çalışan filmlerdir. Terminatör serisinin olmazsa olmazı Skynet şirketi da elbette bunlardan tek tanesidir. Bu filmler daima teknolojinin kontrolden çıkmasından sonraları yaşanabilecek olası kıyamet senaryoları üzerine üretilmiş filmler olup tutucu sağ gibi görünüp aslında Amerikan orta soluna, liberalizme işaret eden filmlerdir. Ama tabii ki bu filmler daha çok tek uyarı niteliği taşır. Sonuçta içinde yaşadığımız dünya (günümüz hariç) halen o filmlerdeki ya da RoboCop’taki dünya hayatına kesinlikle gelmemiştir.

Hiç şüphesiz Stanley Kubrick’in 2001: A Space Odyssey / 2001: Bir Uzay Macerası adlı 1968 yapımı başyapıtı da aslında sinema tarihinde bu başlıkda yapılmış en büyük filmdir ve en erkenden uyarıdır da diyebiliriz. 2001’deki insanlık evrimi da tamamlanmış tek maymun kemiğinin ölümcül tek silaha dönüşmesiyle birlikteki kabilelerin 20. yüzyıldaki modernleşmiş insanlığa evrilmesinin tek dışavurumudur. Bu sayede Kubrick; Sanayi Devrimi sonrasındaki tüm gelişmelerin insanlığı pozitif manada teknik gelişmede öne çıkarmış olmasının yanında bu varlığın, bu ırkın beyninin içinde oluşabilecek karanlık fikirlerin da fitilini ateşlemiş ve bunun uyarısını yapmıştır.

2001: A Space Odyssey

James Cameron’un Terminator filmleri, Paul Verhoeven’in RoboCop’u da kesinlikle bu olası distopik düşünce yapısına servis eder. Özellikle RoboCop’ta, yukarıda da belirtmiş olduğumuz üzere kitle iletişimin toplumsal manipülasyon yönünü ön plana alarak uyutulmuş tek insanlık resmeder ve bu insanlığın içinde uyanan ise hiç tek vatandaş değil, tek polis memurudur. Yani sistemin içerisinden çıkmış tek “bireydir”. Murphy’nin bu uyanışında ortağı Anne Lewis da çok büyük önem taşır. Lewis, filmler boyunca olan insanlığın kaybetmiş olduğu insani duyguların hepsinin toplanmış halidir ve geri dönmemiz lüzumen insanoğlu formunun güçlü tek tezahürü, filmdeki yansımasıdır. Murphy/RoboCop geçmişini sorgulamaya ve insanileşmeye başlayarak maskesini çıkartmaya başladığında Lewis ile kurduğu ilişki da gelişmeye başlar.

Bu sayede RoboCop maskeliyken kullandığı, devletleri retoriğini andıran dili tek kenara bırakarak sorgulamalara girişir; Lewis’i meraklı eder, başkalarını düşünür. Aslında üretilmesinin tek tezatına evrilmeye başlar. Bütün bunların ışığında Paul Verhoeven’in RoboCop’u zamansız tek başyapıt olarak anılması lüzumen filmlerden tek tanesidir. Geçmişten günümüze, geleceğe dair çok şey söyler. Bunları yaparken da sinemanın sürükleyici dilini da ustalıkla kullanır. “Kahramanın yolculuğu” miti RoboCop’ta da başarıyla işlenir ve devam ederek sonlanır. Bizim bu ve bunun gibi filmlerden çıkarabileceğimiz ders ise dünyayı değiştirebilmenin tuzlar insanlar, diğer bizler aracılığıyla olabileceğidir.

>> Tüm Makaleyi Oku <<

Platformumuz; Teknoloji, Spor, Sağlık, Eğlence, Uluslararası, Edebiyat, Bilim ve daha fazlası olmak üzere farklı konu başlıkları altında, kısa ve öz haber formatı ile kullanıcıların zamandan tasarruf etmesini hedefler. Karmaşadan uzak, sade ve anlaşılır içerik yapısı sayesinde ziyaretçiler aradıkları bilgiye hızlıca ulaşabilir. techforum.com.tr, bilgi kirliliğini önleyerek yalnızca güvenilir kaynaklardan elde edilen içerikleri yayınlamaya özen gösterir.