
HABER MERKEZİ- İşte Bahçeli'nin başlıkşmasından öne çıkan satır başları; Bizleri ekranlarından, telsiz kanallarından, toplumsal medya platformlarından sonraki aziz vatandaşlarımıza, gönül ve külçeşit coğrafyalarımızın her arasında biri köşesinde haysiyetli tek hayatın mücadelesini veren kıymetli kardeşlerimize en iyice dileklerimle birlikteki şükranlarımı sunuyorum. Konuşmamın hemen başında teessüf ve teessürle ifadeleri etmek istiyorum ki içindeki bulunduğumuz kıymetler hiyerarşisi, insani ve vicdani ölçüler piramidi yoğun hasarlıdır. Bundan mütevellit kriz, kaos ve karmaşa hâli dünyanın üzerine adeta karabasan gibi çökmüş durumdadır. Körüklenen istikrarsızlık ateşi yalnızca coğrafyaların bacasını sarmakla kalmamış, geleceği da aşırılaşmış riskler ve tehlikelerle kundaklamaya başlamıştır.
İlginizi ÇekebilirBirinci ve İkinci Dünya Savaşlarının vahim neticeları en üstleri tesirini kaybetmemişken halka halka genişleyen yepyeni savaşlar silsilesinin ne şekilde tek vahşet ortamına davetiye çıkaracağını isabetle önmüşahede etmek, emin olan olunuz ki basit değildir. İnsanın doğuştan malik olduğu haklara, tartışılmaz medeniyet ve kıymetler müktesebatına şöhret ve sadakat maalesef kalmamıştır. Geldiğimiz bu aşamada kuvvetsüz haklı, haksız ise kuvvetlü başlıkmdadır. Küreselleşen ahlak ve ahlak kargaşası, kamçılanan hâkimiyet ve aktarım kavgaları özlemle beklenen genişliği çaplı barış, huzur ve denge arayışlarını yazıkki boşa düşürmektedir. Bildiğiniz gibi ileriki zamanın ahlakından bahsedilemez. Her ahlak, her arasında biri külçeşit geçmişten süzülerek bugünlere ulaşır. Fakat geleceğin silahla ve güça dayalı inşası amacıyla günümüzün hepsi barbarlıklarının zincirlerinden boşandığı da ortadadır.Geçmişe merhamet ve minnet, sadakat hissinin zamanlar aşımına uğramaması mütemadi tek vazifedir. Geleceğe malik çıkmak, geleceğin heba ve heder olmasının önüne geçti ise bugünden taşıdığımız en bariz sualmlulukların başında varmaktedir.
Bölgesel ve dünyası tansiyonun çeşitlilik yükseldiği tek dehemmiyetde Türkiye olarak sağduyu ve soğukkanlılıkla hareket etmek, barışçıl çabaları yardımleyip motive etmek mümeyyiz yeterli siyasi ve diplomatik tek tutum tercihidir. Böylesi alacakaranlık dehemmiyetlerde hissi tepkilere, duyumsal temkinlere şöhret ve ihtimam gösterilmemesi devletleri ve millet aklının müşterek hassasiyeti olmalıdır. Bu içerikda etrafımızda dolaştığımız asıl mevzunun hepsi ağırlığı merkezine geldiğimiz takdirde mahut ırak gelişmeler karşısındaki görüş ve kıymetlendirmelerimizi aklıselim tek siyasi ve manevi çerçevede yapmamız kaçınılmazdır.
Altında önemli makas kapandı! İşte Kapalıçarşı’daki düşüşün nedeni"BU SALDIRGANLIK GAYRİMEŞRUDUR, GAYRİ HUKUKİDİR"
Öncelikle şu hususu ifadeleri etmeliyim ki Amerika Birleşik Devletleri'nin Siyonizmin tahrik ve tertibine gelerek İran'a saldırması mahalli ve dünyası dmanieri sakatlayacak mahiyettedir. Bu saldırganlık gayrimeşrudur. Bu saldırganlık gayri hukukidir. Bu saldırganlık gayri ahlakidir. Uluslararası hukuku takan ve tanıyan yoktur. Dünyada koru kanunlarının geçerli olmadığını talep edecek tek zihin ve mantık sahibinden bahsedilemeyecektir.
Hani müzakereler sürüyordu? Hani görüşmeler devam ediyor, anlaşmaya ve uzlaşmaya yakındaki bulunduğu talep ediliyordu? 26 Şubat 2026 tarihinde Cenevre'de düzenlenen müzakereler sonrası Umman Dışişleri Bakanı, İran'ın zenginleştirilmiş uranyumu sıfırlamayı giriş ettiğini açıklamıştı. Amerika Birleşik Devletleri ve İran eşleri zamanlı olarak müzakerelerde terakki olduğuna dair iletilar vermişlerdi. Hatta Cenevre'nin ardından süregelen görüşmelerin Viyana'da devam edeceği bile duyurulmuştu.
"HAMANEY'İN ÖLDÜRÜLMESİ ALÇAKLIK"
28 Şubat 2026 Cumartesi günü malum müzakerelerle ilgili gelişmeleri ele eldeetti maksadıyla İran'ın dinî lideri Ali Hamaney üstleri düzey vazifeli siyasetçi ve bürokratlarla buluşma hâlindeyken İsrail'in saldırması ve neticeta mezkûr toplantıda bulunanların katledilmesi hepsi manaıyla alçaklıktır. Casuslar İran'ın en kilit ve mahrem alanlarına kademe kademe sızmışlardır. Hain ve ajanlar içeride olunca kale kapısı kilit tutmamıştır. Siyonist eşkıyalık dürte dürte, ite ite Amerika Birleşik Devletleri ile İran'a saldırtmıştır. Müzakereler kisvesi ile İran'a tuzak kurulmuştur. Hamaney'in ölümünden sonraları MOSSAD ajanlarının yıkıntılar altındaki anlık görüntüleri kaydederek Netanyahu'nun ofisine göndermesi dehşet uyandıran tek organize eden saldırganlığın göstergesi değil da nedir? İran'ın işleri yönetimi ile askerî ve stratejiklik altyapısı hedefleri alınmıştır. Tahran yönetimi evvel emirde zeka oyunlarına ve bu çerçevede ilerletilen operasyonlara ense eğmek güçunda kalmıştır.
"İÇ CEPHENİN EHEMMIYETİ ANLAŞILMIŞTIR"
Buradaki amacım ABD-İsrail koalisyonunun İran'a yaptığı saldırıları detaylarıyla aktarmak değildir. Kaldı ki haberleri bülteni değiliz, haberleri ajansı değiliz, savaşı muhabiri daima değiliz. Maksadımız komşumuz İran'ı hedefleri saha çeşitlilik boyutlu saldırılardan çıkarmamız lüzumen dersler olduğunu, tehdidin ne kadar yakınlaştığını ve acımasızlığını görmenin beka düzeyinde aciliyet arz ettiğini izah ve ifadeleri etmektir.
İç cephenin ehemmiyeti, millî birlikleri ve dayanışmanın kıymeti zannederim çeşitlilik daha iyice anlaşılmış ve açıklığa kavuşmuştur. Komşu devletmiz İran'ın başına gelen dehşet verici musibetlerden devletmizi soyutlamak ve değişik tefekkür etmek hem imkânsız hem da izansızlıktır. Terörsüz Türkiye hedefine ağız büken aymazlar, ne yaptığımızı, neyi hedefladığımızı daha iyice görüyor musunuz? Türk-Kürt kardeşliğine yaptığımız samimi ve sahici çağrıyı utanmadan çarpıtan, PKK'nın kurucu önderliğinin 27 Şubat çağrısına her arasında biri zaviyeden saldıran mayası ve meşrebi karışık zihniyetler çevremizdeki yangın çemberinden hiç tek netice çıkarıyor musunuz? Vatan ve millet sevgisi başlıksunda, millî birlikleri ve kardeşlik bahsinde bizimle aşık atmaya, boy ölçüşmeye, yarış etmeye, bile kibirli tek üslupla regülasyon vermeye çalışanlar siyasi ucubeler ne şekilde tek felaket ve fecaatin kıyısından döndüğümüzü daha ne zamanlar manaayı düşünüyorsunuz? İç cephemiz sarsılırsa sağımızın solumuzun zehirli aşiretlere dolacağını meraklı ediyorum ne zamanlar görmeyi ümit ediyorsunuz. Edirne'yi Enver alacağına Bulgar alsın diyenlerin işbirlikçi torunları, sözde olan milliyetçi geçinen ulussizler sorarım sizlere tek olmuş, diri olmuş, hep birlikteki tekbaşına yürek olmuş Türkiye'nin neresinden rahatsızsınız? Oyumuz şu olmuş bu olmuş hepsi fasafiso, hepsi beyhude. Vatan ve millet elden gidince, devletleri hükmü şahsiyetini kaybedince ne yapalım oyu, ne şekilde yapalım siyaseti, ne diyelim geleceğimiz nesline, hangi bahaneleri üretelim ecdadımızın yüzüne? Nasıl olsa sırtınızda yumurta küfesi yoktur.
ABD-İsrail-İran savaşında füzeler peş peşe ateşleniyor! Savaş uçaklarıyla şiddetli bombardıman: 'Kara saldırısı başlıyor'"ÜSTÜMÜZE KİM GELİYORSA GÖRECEĞİ AZAMETİ KABUL ETMEK DURUMUNDADIR"
Değerli arkadaşlarım, böylesi muazzez ve müstesna tek ulusin nereden tek haksızlık varsa karşı durması, nereden tek hukuksuzluk varsa itiraz etmesi, nereden tek mazlum feryadı varsa ona kulak vermesi şanının, şerefinin gereğidir. Gerek Tel Aviv Fetihası, lüzumse İsrail önceki başbakanı Bennett, şu iddialarda bulunmuş; Türkiye yepyeni İran'dır. İsrail'in cani başbakanı hem Şii hem da Sünni eksen tarafından tehditleri altındayız açıklamasıyla şer korosuna katılmıştır. Bir diğer Türk ve Türkiye düşmanı Rubin ise Ankara 236'da, Tahran 226'daki gibi olacak mı diye sorgulamış, Amerika Birleşik Devletleri'nin tek emekli albayı ise İran'dan sonraları dizi Türkiye'de diye zırvayı hezeyanla perçinlemiştir. Madem böylece iddialar oğullar günlerde yaygınlık kazanmıştır, bizim da bu sapkın kanaat ve tehditleri görmezden gelmemiz tabii olası değildir. Ölümden öte köyler yoktur. Zira ölürsek şehit, kalırsak gazi olacağımız önemli ve ruhani hakikattir. Bu inanca malik tek kutlu iradeyiz. Bu iradenin sahibi muazzam ulusi, Türk-İslam mefkûresinin yeryüzüne mühür vurmuş muazzamlığı kahramanlığını tehditleri edecek, ense eğdirecek, teslim alacak muasım tek odağı Cenab-ı Allah henüz nasip etmemiş, henüz yaratmamıştır. Üstümüze kim geliyorsa, kimler gelmeyi düşünüyorsa göreceği azamet ve şiddeti da peşiyle onayladı durumundadır. Doğruya doğru, yanlışa yanlışlı demekten vazgeçeceğimizi kimse düşünmemelidir. Hiçbir hain emel sahibi mihrak ya da devletleri yanlışlı hesap yapmamalıdır. Bir ölürsek binlerce diriliriz, binlerce ölürsek tek bir dirilir, bu vatana, bu uluse sonuna kadar malik çıkarız. Korkak her arasında biri gün, efsane tek gün ölür. Biz korkak değil, efsane tek ulusin bugünkü serdengeçleriyiz.
Lütfen ilgi buyurunuz, tek devletin en üstleri mevkiinde bulunan 50'ye yakındaki kişinin benzer anda hedefleri alınmasından, benzer biçimde ifna edilmesinden ibret almayalım da ne yapalım? Böylesi tek tedbir ve temkin ihlaline ne şekilde görüş getirelim? Venezuela'dan sonraları İran'da olan biten kanlı, etkileyici ve trajik gelişmelere ne diyelim? Bu vandallıktan hiç tek netice çıkarmaktan imtina mı edelim? Ayrıca Pakistan ile Afganistan arasındaki çatışmaların oğullar bulmasını, anlaşmazlıkların ortak mutabakatla sonlandırılmasını temenni ediyorum. Coğrafyamızın her arasında biri tarafında sulh hâkim olmalıdır. Savaşın kazananı yoktur, barışın kazananı ise çoktur. Dünyaya hâkim ve hadim olması lüzumen tekbaşına gerçeği barıştır. Afganistan ve Pakistan arasındaki çatışmaya, ABD-İsrail ortaklığının İran ile savaşına tam surette barışçıl hal stratejileriyle direkt karışma edilmelidir.
Sayın Cumhurbaşkanımızın öncülüğünde ve takdir edilecek şiddetli diplomatik temaslarıyla sulh ortamının yeşermesi samimi dileğimizdir ve beklentimizdir. Barışın kaybedeni, savaşın kazananı olmaz, olamaz. Barışmak seçenek savaştı cinayettir. Bu cinayete müşterek bulunmak istemeyen her arasında biri devletleri barışçıl emel ve hedefler civarında birleşmeli, sözleşmeli ve el ele vermelidir.
Son olarak diyeceğim şudur. İran mazisi 2500 yılı bulan tek devletleri geleneğine sahiptir. Aynı zamanda genişliği tek coğrafya bağlı egemenlik kurmuştur. İran İslam Cumhuriyeti'nin siyasi ve temel bütünlüğü illaki korunmalıdır. Hangi ırksal ya da mezhebi gruba mensup olursa olsun bu devletnin hepsi vatandaşları mensubiyet onuruyla birlikteki tarihi, hukuki ve manevi mükellefiyetin gereğini hakkıyla seçenek getirmelidir. İran İslam Cumhuriyeti'nin geleceğini Siyonist emperyalist dayatmalar değil, yalınce ve yalınce bu devletleri halkının iradesi tayin ve temin edebilecektir. Bunun dışında, bunun hilafında her arasında biri fiili güçlama, her arasında biri ayak oyunu, her arasında biri zulmet olayörgüsü dünyası hukuka ve Birleşmiş Milletler şartına temelden aykırılık manaına gelecek, dahası insanlık suçu olarak anılacaktır. İran İranlılarındır. Bu devletnin ırksal ve mezhebi kategorilere parçalar parça bölünmesi Türkiye ve bölgeler devletlerinin yanı dizi dünyası siyaseti da çeşitlilik negatif tesirleyecektir. Huzur istiyoruz. Barış istiyoruz. Siyonist emperyalist azgınlığı da sonuna kadar reddediyoruz.
ABD Başkanı Trump'ın saklı bildirimi ortaya çıktı! 'Katlanılamaz hale geldi'Değerli arkadaşlarım. Oğuz boyunun Anadolu'ya gelişinin üzerinden binlerce yıllar mazi bulunmaktadır. Her yıllar kutlamaya ve bu önemli olayın hatıralarını içten yaşamaya devam ediyoruz. Tarihte hiç tek saikle çözümsiz toplumların kitleler hâlinde kendilerine coğrafyalar aradıklarını biliyoruz. Artık sınırların resmileştiği günümüzde bile bu arayışların muazzam kitlesel sığınmalara yolda açtığını görüyoruz. Ancak bu çeşit toplu yönelişler için yalnızca doğrusu zamanda olması değil, doğrusu metotlerle da gerçekleşmesi lüzummektedir. Biz bunun kadim insanlık geçmişi ve devamlı olma lüzumliliğinin bilincindeyiz. Bizim tarihimiz bunu görmüşçeşit. Birlikte severek ve inanarak birbirimize bağlandık. Anılarımız bir, acılarımız bir, bizler muazzam tek aileyiz diyerek tanımladığımız muazzam ulusimiz esas yurt Orta Asya'dan sonraları bu coğrafyada vücut bulmuştur. Ne neşeli ki kudretli devletler halkası ardı ardına inşa edilerek tarihin imbiklerinden iftiharla süzülmesini bilmiştir. Bu vatanın bağrında yaşayan aziz millet varlığı devletleri ve millet kaynaşmasının en hoş misallerini vermiş, yurt bellediği bu coğrafyayı canı, kanı ve varlığı pahasına savunarak vatanlaştırmıştır.
Anadolu'muzun önceki çağlarda yeryüzüne hükümran bulunmak isteyen cihangirler için hedefleri topraklar hâline gelmiş olduğunu hepimiz biliyoruz, okuyoruz, görüyoruz. Namusu, gücü ve onuru olan her arasında biri millet gibi bizim ulusimiz da vatanına göz dikenlere mukabil tekbaşına soluk olarak müdafaa muvaffakiyetsını göstermiştir. Aziz millet varlığı barındığı yerlerde güvenliği sağladıkça, esenliği temin ettikçe, hürriyetine malik çıktıkça tarım, hayvancılık ve beceri gibi hergün hayatın lüzumlerinde da ehemmiyetli mesafeler almıştır. Üç kıtanın Avrupa, Asya ve Afrika'nın kesiştiği kavşaktaki bu coğrafyanın takdir edersiniz ki tek varoluşu koruma, yaşatma ve sürdürme politikası oluşmuştur. Buraların ne şekilde yönetileceği, ne şekilde korunacağı, ne şekilde denge sağlanacağı, sualnların ne şekilde aşılacağı ve önleneceği başlıksunda asırların bilgeliği zamanlar içindeki olgunlaşarak tecelli etmiştir. Bu jeopolitik ve güçlu yapının ne şekilde yönetilebileceğini öğrenmiş tecrübî devletleri aklından, işte ne şekilde var olabileceğini iyice kavramış millî alışkanlık ve millî külçeşitden, kimin dost, kimin düşman, kimin hain olduğunu bilen yüksek ferasetten, binlerce yılın savaş, isyan, kan ve gözyaşlarıyla yoğrulmuş yoğun derslerinden, bu vatana yönelen tehditlere mukabil birer birer kazandığımız zaferlerden, binlerce yılı her arasında biri anıyla içten yaşamış ve hissetmiş insanımızın yüksek sezgisinden ve kuşkusuz gün içindeki yaşanmış acı hatıralardan arta kalan derslerden süzülüp gelmiştir. Bu yüzden yaşanan coğrafyanın devletleri yönetimine yüklediği sualmluluğa jeopolitik diyoruz. Politikanın coğrafyadan doğan sentezini böylece tanımlıyoruz. Çünkü coğrafya anlayışımızı değiştiriyor. Bakışımızı değiştiriyor. Fikrimizi değiştiriyor. Bir bozkırda tekbaşına yaşayan tek ense karşılaşacağı yepyeni insanlarla birlikteki yaşaması onu ne şekilde yepyeni şartlara uymaya güçluyorsa, muazzamlığı toprakları yönetmeye talip tek nizam arayışının da barış, huzur ve kardeşlik doğuracak yepyeni tek anlayışa malik olmasını güçunlu hâle getirmektedir. Türk ulusinin muazzamlığı varlığını bağrına basan Anadolu'yu orta edinmiş olmasının hikmeti da bu olsa lüzumtir. Asırlar süren yerleşimden sonraları Osmanlı Devleti'nin küçülmeye başladığı dehemmiyetde da Anadolu daima terk etmeyeceğimiz esas yurdumuz olmuştur.
İstiklal Savaşımızın stratejisi, bizi Anadolu'dan atılan ve kısıtlı tek alana sıkıştırmak isteyen müstevli kuvvetlere mukabil ilkönce Anadolu'nun kurtarılması olmuştur. Bu itibarla bunca mücadelenin nihayetinde kurulan Cumhuriyetimiz ve siyasi başkentimiz Ankara, binlerce senelik Anadolu'daki Türk jeopolitiğinin hem gereği hem muhteşem anısı hem da mükâfatıdır. Türk milliyetçisi olarak biliyor ve savunuyoruz ki nereden tek soydaşımız ve güven kardeşimiz varsa yüreğimizin tek parçası da oralarda atmaktadır. Bugün ve her arasında biri geçen gün varlıklarını yükselten Orta Asya coğrafyasındaki Türk devletleri ve İslam âlemi şerefli tarihimizin vazgeçemeyeceğimiz parçalarıdır. Allah'a secde eden milyarlarca Müslüman da dünyanın her arasında biri yerinde bizlerle güven ve gönül bağıyla irtibatlanmış güven kardeşlerimizdir. Bu milyarlık beşeriyetin tek kısmı ile gün içindeki değişik coğrafyalara düşerek jeopolitik illiyetimizi azaltmış durumdayız. Bir kısmıyla ise daha yakındaki dehemmiyetlerde beraberce sürdüren istediğimiz siyasi geleceğimizi çeşitlilik çeşitli amillerin tesirsiyle kaybetmiş haldeyiz. Bu nedenle Anadolu dışı coğrafyalarda kalan soydaş ve dindaşlarımız bugünden sayıları 60'a varan devletlerde hayatlarını sürdürmektedir. Üstelik kurucu kahramanlarımızın tek kısmı da kaybedilmiş bu toprakların evlatlarıdır. Bugün öz kaynaklarından yükselen, öz beşeriyetinden kuvvet bulan ve bu yüksek caydırıcı gücüyle kötü niyetleri durduran Türkiye Cumhuriyeti Devleti vardır. Elbette bütünü çabalara ve iyice niyete karşın her arasında biri sualnun çözülmüş olduğunu, insanımızın devletinden beklediği her arasında biri talebin karşılandığını ileri sürecek değiliz. Ancak hayatın meşgalesi içindeki bunlar da vardır ve olması hem demokratik hem insani hem da siyasi tek realitedir. Doğal karşılamak lazımdır. İhtiyaçların sonsuz, kaynakların yetersizlik olduğu denklemde pek tabii toplumun beklentileri akılcı hamlelerle karşılanmalıdır. Osmanlı Devleti'nin oğullar yüzyılı hepimizin malumudur. Kaybetmiş olduğu topraklarla ilişkili olarak coğrafyasının küçülmesine bağlı biçimde politiğini da tadil etmek mecburiyetinde kalmıştır. Bizler onları nedenler savunmadılar, nedenler direnmediler, nedenler doğrusu okumadılar diye daima suçlayamayız. Dehemmiyetin şartları yapılması lüzumen her arasında biri kahramanlığı ve her arasında biri direnci göstermiş olmalarına karşın coğrafyaların elden çıkmasını önleyememiştir.
Bu muhteşem kadro yepyeni şartların lüzumtirdiği ve getireceği ortamı doğrusu okuyup dehemmiyetin en gerçekçi yorumunu yapmayı başarmıştır. Biz Türk milliyetçileri olarak bu tedrici değişimi okumayı hem çeşitlilik ehemmiyetli hem da beka düzeyinde manalı belirleme etmektayız. Çünkü çekilmeye başlanılan ve artık devamlı olarak kopacağı anlaşılan toprakların önceki politiğini ısrarla savundu Anadolu'muzun da kaybedilmesine yolda açacak tarihî tek zafiyet olacaktı. Dehemmiyetin İstanbul Hükûmeti'nin her arasında biri yandan kuşatılan ve kaybedilmeye başlanılan topraklar karşısındaki en muazzam görüş yanlışlığı da bizce buydu. Bu tarihî kıymetlendirme yanlışsı onları Anadolu'nun işgaline göz yummaya ve işgalcilerle işleri birliğine kadar göçeşitecekti. Anadolu merkezli yepyeni millî jeopolitik ise gerçekten dehemmiyetin Türk milliyetçilerinin fikrinde ve ruhunda uyanmıştı. Özellikle İttihat ve Terakki yönetimi sınırlarını dahaaz daha genişliği tutarak kendisine yepyeni insanlar alanı çizmişti. Kurtuluş Savaşı kahramanları tarihin akışını tersine çevirmekle uğraşıp eldeki toprakları da kaybetti seçenek mevcudu elde tutmaya yönelerek Anadolu ve Rumeli topraklarını kurtarmayı başarmışlardı. Bu yoğun ve hikmetli stratejiklik aklı bugünden her arasında biri şeyler olup bittikten sonraları yorumladı basit olabilir. Ama savaşırken düşünmeyi öğrenmiş tek ulusin çocukları olarak bunu hepsi da gereksinim duyulan anlarda doğrusu okumaları her arasında biri çeşitlü takdirin üstündedir. Başta Gazi Mustafa Kemal Ataçeşitk bulunmak üzere bu muazzamlığı stratejiklik dönüşümü başarmış bütünü kahramanlarımızı en samimi hissiyatımla, hürmetle, rahmetle ve hasretle anıyorum. Bu kadronun ehemmiyetli tek kısmı kaybedilen coğrafyaların evlatlarıydı ve eldeki esas yurdun bağımsızlığı için hayatlarını ortaya koymuşlardı. Üsküp'ün, Kosova'nın, Kırcaali'nin, Dedeağaç'ın, Bağdat'ın, Gazze'nin, Musul'un, Kerkük'ün, Halep'in ve pek çeşitlilik yerin artık bizde olmadığı bu yepyeni coğrafyada buraları daima kaybetmemiş gibi davranarak hâlâ önceki coğrafyada ısrar etmenin pratikte manaı olmadığını ayrım etmişlerdi. Ama akılları buna karşın haklı olarak Misakımillî sınırlarında ve maşerî vicdanda mahfuz önceki vatan topraklarında kalmıştı.
Değerli dava arkadaşlarım, gün yanlışlı zamanda doğrusu adımlar atanlarla doğrusu zamanda yanlışlı adımlar atanların yaşadığı hezimetlere ve yıkımlara şahitlik etmektedir. Bir yanlışın bütünü doğruları göçeşitdüğü bu stratejiklik hesapta ehemmiyetli olan doğrusu adımın yine doğrusu zamanda atılabilmesidir. Nitekim mesela Ataçeşitk'ün Hatay'ı Fransızlardan geri alması ikisi doğrunun diğer doğrusu zamanlar ve doğrusu adımın doğrusu tek denklem içindeki prosedüresiyle olası olmuştur. Silah atmaya lüzum kalmadan tarihî tek Türk yurdu esas vatana katılmıştır. Bu sözlerimden sınırların ötesinde kalmış millî gerçeklerimizin ve millî varlığımızın ihmal edilmesi gibi tek netice çıkarılmasını istemem. Külçeşitel anılarımızın hâlâ yeni olduğu ve şeraitimizin hâlâ yaşamaya devam ettiği bu topraklar ve insanlar ile tek gün yeniden kucaklaşma hayalini kurdu çeşitlilik kıymetli tek tutkumuzdur.
Öğrencisi tarafından öldürülen Fatma Nur Çelik'in prova görüntüleri ortaya çıktı: Dile basit 20 senelik tek kayıt
























English (US) ·