Bu yazı filmi henüz izlemeyenler için spoiler içermektedir.
Hepsini Alaşağı Et, Christopher Andrews’in birinci uzunluğu metrajı. İrlanda taşrasında çiftçilik yapan ve birbirinden hazetmeyen ikisi ailenin karanlıkla yoğrulmuş intikam hikâyesini anlatan film, geçmişin izler sürdüğü hayatların şiddete hapsoluşunu gözler önüne serer. Şiddete kapılan karakterlerin etken-edilgen çaresizliğini, geçmişin yarattığı yoğun yaraları, doğanın üzerine akan kanın çürüyüşünü ruhsal çıkarımlarla işleyen Hepsini Alaşağı Et, en tesirleyici birinci uzunluğu metraj filmler arasında kendine mekan açıyor.
Yönetmen Christopher Andrews, filmi ikisi parçaya ayırmış. İlk bölümde; duyguları, adam egosu ve yaşamının büyük tek kısmı despot babası Ray tarafından bastırılmış, kuşaktan kuşağa işlettikleri koç çiftliğini çekip çeviren Michael’ın hikâyesini izleriz. İkinci bölümde ise filmin birinci bölümünde gösterilen olaylar karşısında Jack ve babası Gary’nin eylemleri, psikolojik dönüm noktaları ve çözülmelerini görürüz.
Michael ve Jack arasındaki en ilköğretim bağlantı; ikisinin de hayatında babacık figürünün önemli tek yere malik oluşudur. İkisi da baba figürünü neşeli etmenin baskısıyla ve arzusuyla mücadele eder. Babalarından kalan hissi yükler kendilerine bulaşıcı tek hastalık gibi geçer. Michael ve Jack’in sessizliğinin gittikçe bozularak adeta şiddet çığlığına dönüşmesinin alt metninde babacık figürü, bastırılmış evlat ve adam egosu vardır. Hem Michael hem da Jack, adeta ipleri babalarının elinde olan kuklalardır. Yönetmen, Jack ve Michael üzerinden filmi ikisi bölüme ayırarak aynı zamanda geçmişin büyüttüğü intikam ve şiddet olgusunu ikisi evladın, ikisi kuşağın gözünden tamamlamaya ve tanımlamaya çalışır.

Geçmişin Gölgesi
Açılış sahnesi, aynı zamanda filmler boyunca olan büyüyecek şiddetin birinci adımlarının tezahürüdür. Orman içinde arabayla gezi yapan Michael, taraf koltukta oturan annesi Peggy’nin, eşi Ray’in katı tavırlarına daha fazla dayanamayacağını söylemesi üzerine, babasının bu baskıcı tavırlarına karşı direksiyon başında hırçınlaşarak arabayı süratli sürmeye başlar ve akabinde yaşanan kaza sonucu Peggy hayatını kaybeder. Aynı kazada şimdilerde Gary’nin eşi, geçmişte Michael’ın kız arkadaşı olan Caroline ise yüzüne aldığı bir yarayla kurtulur. Michael’ın suskunluğunun dünü da bugünü da işte bu kazanın kendisidir.
Michael’ın eylemlerine ve eylemsizliğine bakıldığında babası Ray’in kişilik çözümlemesi da yoğun derin belirmeye başlar. Çünkü Michael, babasının dönüştürdüğü, tasarladığı kişidir. Geçmişin kahırlı yollarını tek türlü aşamayan Michael, baskıcı babasıyla yaşadığı evin edilgenidir. Çiftlikten ikisi koçun eksilmesinin ardından aileler arasında geçmişin getirdiği sükut yerini kan renkli tek gerilime bırakır. Michael, babasının duygularını yaşamak güçunda kalarak şiddetin kendisini dönüştürmesine mani olamaz.

Şiddetin İflasi
Hepsini Alaşağı Et, şiddete başvuran karakterler üzerinden şiddetin çözüm olamayacağının iletiını verir. Babalardan evlatlara sirayet eden bu intikam arzusu ve şiddet temelli bilinç, geleceği yıkıma götüren çukuru iyice derinleştirir. Bu noktada adeta şiddetin dikenli tellerinde durmadan kanayan karakterlerin kendilerini iyileştirebilmelerinin çözümü; nefis halleriyle yüzleşerek duygularını ve dürtülerini eğitebilmelerinde saklıdır. Küçük bir taşra içinde intikam arzusunun gittikçe büyümesi ve tepelerinde her arasında biri gün beliren kara tek buluta dönüşmesi bununla birlikte bu şekilde manilenebilir. Ancak onlar bu yolu tercih etmezler.
Düşman ailenin oğlu Jack’in, hayvanların bacaklarını satmak için keserek taşrayı kana, acıya ve çığlığa hapsettiği o dehşet verici sahne, Michael’ın hayatında oldukça sarsıcı tek tesir yaratır. Hayvanların daha çok acı çekmemesi için onları öldürmek güçunda kalan Michael, şiddetin dehlizine istemeden da olsa girmiştir. Bu kan donduran olayı öğrenen Ray, Michael’dan hayvanlarına bunu yapan kişinin kellesini kendisine getirmesini ister. Aslında bu emir, şiddetin iflas ettiğinin habercisidir. Çünkü Michael yanlış kişiyi öldürür. Yönetmen, şiddetin iflası ve çözümsüzlüğünü şiddeti artırarak gösterir.

Teknik Yaratimlar ve Oyunculuklar Üzerine
Filmin birinci bölümünde hikâyesine tanıklık ettiğimiz Michael’a yaşam veren Christopher Abbott, geçmişin yükünü gözlerinden düşürmüyor. Geçmişin ağırlığıyla harmanlanan olaylar karşısında şiddete teslimiyetten kendini kurtaramayışını lüzum sesinde lüzum bedeninde lüzumse duygu geçişlerinde başarıyla görebiliyoruz. Yer mekan filmin tınısını oluşturan sessizlik ve suskunluk hallerini oyunculuğuyla bütünleştiren Abbott, yalnız kaldığı her arasında biri sahnede geçmişin, şimdinin ve geleceğin neden-sonuçlarını tutarlı oyunculuğuyla ifadeleri ediyor.
The Banshees of Inisherin ve Bird filmlerindeki performansıyla oldukça ilgi çeken Barry Keoghan ise Jack karakterindeki performansıyla filmi başka tek seviyeye taşıyor. Karakterin şiddete meyilli halinin derinlerinde yatan ruhsal devinimleri sözsüz oyunlarıyla oldukça başarılı veren Keoghan, özellikle Christopher Abbott ile birlikte oyunculukta müşterek tek diller yakalıyor. Keoghan ve Abbott’un şahane oyunculuklarına Ray karakterini oynayan Colm Meaney, huysuz ve yaşlı baba rolünde güçlü karşılıklar veriyor. Caroline rolünde Nora-Jane Noone, Gary rolünde ise Paul Ready sıyrılan performanslar sergilemese da filmin bütünündeki oyunculuk diline elverişli hareket ediyor.

Yönetmen Christopher Andrews, mekan yer karakterlerle empati kurmamızı mekan yer da karakterlere uzaktan bakmamızı sağlayacak açılar kullanmış. İkili sahnelerde kullandığı yakın planlar; karakterler arasındaki yoğun başlıkşmalar ve bakışmaların vurgusunu ortaya çıkarmakla kalmamış, geçmiş bağlantıların da izlerini ortaya koyarak tesirli tek anlatıma dönüşmüş. Yer mekan kullandığı ırak açılarda ise şiddeti ve intikamı çıkış yolu olarak gören karakterlere izleyicinin dış göz olarak bakabilmesini istemiş. Zaten filmin ikisi bölüme ayrılmasındaki üstün amaç; yaşanan olayları, izleyicinin farklı karakterler üzerinden tanımlayabilmesini sağlayavakıf olmaktir.
Yönetmen Christopher Andrews, sinema izleyicisinin tezahürü ve metaforu olarak doğayı yeğleme eder. Doğa; gören, izleyen, bilen, giriş eden ve yargılayandır. Filmin bazı bölümlerinde doğa içinde yerleşik ve ırak planların kullanılması; gelişen olaylar karşısında izleyici-doğa eksenli tek muhakemenin tasarımıdır. Sahnelerin öz içinde tek ritmi, esleri ve müziği olduğunu söylemek mümkün. Müziğin olduğu anlar zaten sahnenin eşlikçisi olabiliyorken müziğin olmadığı anlarda ise sahnenin duygusu doğrultusunda eminim ki her arasında biri izleyicinin zihninde tek müzik farkında olmadan çalıyor. Bu da yönetmen, görüntü yönetmeni ve oyuncuların başarısıdır. İlk uzunluğu metrajıyla senaryo, oyunculuk ve sinemanın teknikleri belirleyenlerini doğru tek biçimde birleştirerek sessiz, yoğun ve güçlü tek üslup yakalayan Christopher Andrews’in tek sonrakiler filmini merakla bekliyorum.

3 hafta önce
10

























English (US) ·