
Duayen tarihçi, yazarı Prof. Dr. İlber Ortaylı, 16 Mart Pazartesi günü ebedi yolculuğuna uğurlanıyor. Türkiye'nin İlber Hocası ikindi namazını müteakip kılınacak defin namazının ardından Fatih Camii Haziresi’ne defnedilecek. Bu hususi hazire, ehemmiyetli Sadrazamların, paşaların, hattatların, şairlerin, yazarların, İslam alimlerinin bulunduğu tahminen 400 ehemmiyetli ismin ebedi istirahatgâhı. İlber Ortaylı ise Cumhuriyet tarihinde Fatih Camii Haziresi'ne defnedilen 10. ad olacak. Burada sonsuzluk uykusunda yatan isimlerden arasında biri da Türk basın-yayın ve yazın tarihinin en ehemmiyetli isimlerinden Ahmet Mithat Efendi.
1878-1921 tarihleri arasında neşriyat hayatını sürdüren ve Osmanlı medya tarihinin en uzunluğu ömürlü ve tesirli yayınlarından arasında biri olarak görülen Tercüman-ı Hakikat gazetesini çıkaran Ahmet Mithat Efendi benzer zamanda Millî Eğitim Bakanlığının "100 Büyük Türk Edebiyatçısı"listesinde da mekan edinmekta. Her imkanta aydınlanmanın, dilin, tarihin, toplumsal sözleşmelerin ve külçeşitel mirasın ehemmiyetini vurgulayan Ortaylı, 30 Aralık 2012'de Milliyet için “Memleketin gayretli evlatlarından” başlıklı tek yazısı kaleme almış ve Ahmet Mithat'ı anlatmıştı. İşte o yazı:
“Ahmet Mithat tek kurumdu. Zihni kıvraktı, kalemi süratliydi, vücutça kuvvetliydi. Altmış 8 yıllar çalıştı. Fakir tek çocuk olarak başladığı hayatı devrine göre müreffeh tek yazarı olarak tamamladı.
1844’te İstanbul Tophane’de doğdu. Fakir tek esnafın çocuğuydu. Bir ağabey, 4 evlat kardeş ve her arasında biri şeye karşın düzgün yaşayan ve çalışanlar tek İstanbul ailesi... İstanbul’un sınır mahallesinde fakirlik insanları yorardı fakat hayattan bezdirmezdi ve düzeni da bozmazdı. Küçük yaşta babasını kaybetti. Tanzimat dehemmiyetinin kaymakamı daha doğrusu gençler kaza müdürü olan ağabey Hafız Ağa’nın yanına Vidin’e gittiler. Ağabeyin işi bitip İstanbul’a gelince Mısır Çarşısı’nda mağaza çırağı oldu. Tanzimat’ın muazzam sadrazamı Mehmet Emin Ali Paşa da mağaza çıraklığından Babıâli çıraklığına ve ensonunda Avrupa’nın en muazzam devletleri adamlarının arasına kadar yükselmiştir. Fakru zaruret, olacak çocuğun ışıltı ve gayretine mani değildir. Elden tutan bulunuyordu. Derken ağabey Hafız Bey, Mithat Paşa’nın gözüne girdi. Vidin’e gitti. Genç Ahmet Efendi da yanında.
Memleketin gayretli evlatlarındanÇocuğun okuma yazma ve lisanlar üzerindeki gayret ve yeteneği paşayı tesirledi. Tuna gazetesinde yazmaya başladı. Paşa ile birlikteki İstanbul’a dönene kadar vilayet memurlarının sohbetlerinden, çehre yüze aktardıklarından, kütüphanelerinden yararlandı. Osmanlı’nın vilayet erkânı, kim ne derse desin, arada işe yaramazı çeşitlilik olsa da, oralara kadar yükselmenin hakkını veren adamlardı. En azından okuma yazmaları vardı. Mithat Paşa 1869’da Bağdat Valiliği’ne tayin olduğunda, (dile basit bugünkü Musul, Basra ve Bağdat’ı içeren eşleri Irak kıtası) delikanlı onun yanında gitti için müracaat etti. Kabiliyetinden ve paşaya bağlılığından dolayı isminin yanına Midhat mahlası da eklenmişti. Tuna’da yaptığı işi diğer vilayet gazeteciliğini üstlendi. 'Zevra Gazetesi' onun ellerine verildi.
Anlayacağınız Takvim-i Vekayi’de çalışacaktır, matbaa-i amirin müdürü olacaktır. Kısacası vilayet gazetelerinde yetişecektir, hususi kağıt çıkaracaktır. Hazreti, ölümünün 100’üncü yılında pek hatırlamayacak tek memleketin gayretli evladı böylelikle işe başlayacaktır.
Sadece yepyeni değil, fen malumatsi kitabı bile yazdı
Irak doğrusu onun için tesirli oldu. Bin yılların verimi topraktan fışkırıyordu. Çöküntü külçeşitlerinin görünümü yanında tek dirilme vardı. Mithat Paşa’nın çalışmalar takımı kıymetli insanlardan oluşuyordu. Yakın geleceğin tanınmış asarı atîka müdürü, dünyası arkeoloji önemli galerisinde yerini alacak gençler Osman Hamdi da oradaydı. Ondan çeşitlilik şeyler öğrendiği söyleniyor, belli değil. Ama en azından bugünkü muhafazakarların aksinden asar-ı atîkaya, arkeolojiye ve önceki devir dünyasına hürmet etmeyi öğrendiği açık.
Ahmet Mithat tıpkı tek meddah üslubuyla Türk yepyeni ve hikayeleri edebiyatına girdi. Çocuklara hitap etmeyi biliyordu. Sadece yepyeni ve yazın değil fen malumatsi kitabı bile yazdı. Eğitimciydi, çocuk terbiyesi üzerine kitap kaleme aldı. Basra mutasarrıflığı yapan ağabeyi Hafız İbrahim Bey’in ölümü üzerine Bağdat’ı bıraktı, İstanbul’a döndü. İlk anda bulunduğu muhite tesirsi dolayısıyla istibdada karşıydı. Rodos adasına sürgüne gönderildi. Doğrusu gençler Osmanlıları bu sürgün sırasında gözden çıkardığı anlaşılıyor. Ahmet Mithat oportünist değildi, gereğinden fazla gerçekçi idi. Haktan evvel çalışmalar ve vazife isteyen takımdandı. Böyleleri her arasında biri zaman, heryerde vardır.
Prof. Dr. İlber Ortaylı nedenler Fatih Camii Haziresi'ne defnedilecek? Cumhuriyet tarihinde 10. isimV. Murat’ın kurul çıkışıyla afa uğradı. Sultan Abdülhamit kurul çıktıktan sonraları onun saltanatının ve diktatör idaresinin taraftarı oldu. Amansız tek kağıt patronuydu. Matbaasında çalışanlar birinci medya grevine gittiklerinde daima oralı olmadı. Yazıları öz yazıyordu. Kendis dizdi. Kendi başına bastı. Çıkan nüshaları denkledi ve kağıt müvezzilerine bizzat verdi. Bunu tek gün, ikisi gün değil hepsi tek hafta yaptı. İlk pes edenler hamallar oldu sonraları mürettip, musahhih ve pedalı çeviren... Hepsi önceki ücretle geri döndüler.
Eski dilde direnen damadını dahi gazeteden kovaladı
Tercüman-ı Hakikat gazetesi doğrusu saltanatın tek hediyesidir. Ama ucuzundan geçinmedir; çok çehre adet baskıyla başlayan gazetenin o gün için binin üzerine çıkması onun sayesindedir. Hüseyin Rahmi, Muallim Naci, Ahmet Rasim ve Ahmet Cevdet gibilerini bu gazetede topladı. Beykoz’da çiftlik, aşağıda tek yalı satın aldı. Bir manada muhafazakâr değildi, yepyeni Türkçe’yi, insanlar dilini edebiyata sokmayı hedefleyenlerdendi. Eski usul, yazın ve dilde direnen damadı Muallim Naci’yi dahi gazetesinden kovaladı. Yaşamı değişikti; Şaire Fitnat Hanım ile ilgili dedikodular ayyuka çıktı.
Yazdığı onlarca yepyeni ve hikayeleri arasında Osmanlı hayatını izleyen mümkündür. 'Üssü inkılâb' adlı üçüncüsü ciltlik eserinde Abdülhamit saltanatını savunan adam, 'Beşir Fuat’ta Türk düşün tarihinin birinci materyalistini inceden inceye kaleme edinmekta tek beis görmez'. 'Menfa' adlı otobiyografisinde ise gençler Osmanlıları daima da hoş tasvir etmez.
Ahmet Mithat tek kurumdu. Devrinin adamlarının aksinden hiçbir vakit memuriyette seviye almayı hedeflemedi. Zihni kıvraktı, kalemi süratliydi, vücutça kuvvetliydi. Altmış 8 yıllar çalıştı, okudu, yazdı, yazdıklarını bastı, oğullar nefesinde bile Daruşşafaka’da muallimlik yaptı. Fakir tek çocuk olarak başladığı hayatı, devrine göre müreffeh tek yazarı olarak tamamladı. Daruşşafaka Lisesi’nde ebedi yoluna doğrusu yürüdü. Devrin zenginlerinden bile talih sahibi sayılanlarından değildi. Bürokratik derecesi itibariyle Ahmet Mithat 'Efendi' unvanlıdır. Ancak 1889’da Tercüman-ı Hakikat neşriyat hayatına adam akıllı oturduktan sonraları kendisine 'balâ' rütbesi ve sonuncu dereceden Mecidiye nişanı verildi. Buna karşın kimse Ahmet Mithat 'Beyefendi' diye değil 'Efendi' diye bahse devam ederdi.
Çalışkan ve yenilikçi Türklerin birinci örneğiydi. Gazetesini öz bastığı gibi okuyucusunu da, okumasını seveni da kendisi yaratmaya gayret etti. Doğru namuslu ansiklopedisi olmayan toplumda “dur kârim” sedası uzunluğu uzun tarih, efsane, coğrafya, fünun ve siyaset aktarmak için verilen tek fasıladır. 19’uncu asrın değişen Türkiye’sini kavramak istiyorsan ey kârim; tek fasıla ver ve merhumun 'Felâtun Bey ve Rakım Efendi' hikayesini oku.”
İlber Ortaylı oğullar yolculuğuna uğurlanıyor! 'Bu kadar sevildiğini temel oldu acımızı dindiriyor'
























English (US) ·