Size tek sual soracağım: dünyada en çok insanoğlu öldüren hayvan hangisi?
Köpekbalıkları mı? Kurtlar mı? Yoksa Ayılar mı?
Siz düşünmeye devam ettikçe bir yanıtları vermeye başlayayım.
Köpekbalıkları, yılda vasat 6 kişi öldürüyor. Altı. Ağaçtan düşen hindistancevizi dolayı ölen insanoğlu sayısı bundan daha fazla. Kurtlar daha da zararsız, yılda yalınce 5 ölüme sebep oluyorlar. Gösterdiğim seçenekler içinde en çok insanoğlu öldüren hayvanlar Ayılar. Yılda vasat 20 ölümden sualmlu tutuluyorlar.
Bunlar size gösterdiğim seçenekler, çünkü insanların aklına genelleme bu tür hayvanlar geliyor. Vahşi, yırtıcı, güçlü tek hayvan imajı.
Ama gerçek ve doğru yanıt bunları hiçbiri değil.
İnsanları öldüren hayvanların neredeyseymiş tamamı yalınce ikisi gruptan oluşur. Sivrisinekler ve Yılanlar. Diğer tüm hayvanların toplamı bu ikisi grubun yanına bile yaklaşamaz.
Her yıl yaklaşık 760.000 insan, sivrisinekler yüzünden ölüyor. Evet sivrisineklerden. Bunların büyük çoğunluğu sıtmadan ölüyor. Anopheles cinsi sivrisineklerin taşıdığı tek parazit. Sadece çocuk ölümlerine baksak bile, sıtma her arasında biri yıl yarım milyon çocuğun hayatını alıyor. Geri kalan ölüm sebepleri da dang humması, sarı humma, Japon ensefaliti. Küçücük, vızıldayan, kolumuzu kaşındıran o canlı dünyadaki en ölümcül hayvan.
İkinci sırada yılanlar var: yılda yaklaşık 100.000 ölüm. Tabi bu ölümlerin çoğu şehirlerde değil da kırsal alanlarda meydana geldiği için ve ölüm kayıtları da yetersizlik olduğundan verilerde çok netler tek rakam verilemiyor.
Üçüncü sırada olasılıkla bazılarımızı çok daha şaşırtacak tek hayvan var: köpekler. Evet, insanların en sadık dostu, yılda 40.000 kişinin ölümüne nedenler oluyor. Bu ölümlerin büyük çoğunluğu ısırık yaralarından değil yalnız, kuduzdan.
[Link: Our World içinde Data — What are the world’s deadliest animals?]
Şimdi bu tabloya tek daha bakalım. Bu arada bu listeyi “Our World içinde Data”da yepyeni yayımlanan tek makaleden aldım, linkini de aşağıya koydum, ilgilenenler detaylarına bakabilir. En çok korktuğumuz hayvanlar, köpekbalıkları, kurtlar, ayılar listenin en dibinde. Ve listenin en tepesindeki katiller da sivrisinekler, yılanlar, köpekler, ya çok küçükler, ya çok sıradanlar, ya da çok tanıdıklar.
Bu tek tesadüf değil. Bu, insanoğlu beyninin riskler algısındaki sistematik tek arıza. Biz tehlikeyi tek hesap makinesi gibi ölçmüyoruz. Tehlikeyi hissediyoruz. Ve hissetme biçimimiz, gerçekliğin kendisinden çok, gerçekliğin bize nasıl anlatıldığına bağlı.
Bu video boyunca olan kesinlikle bunu inceleyeceğiz: nedenler yanlış şeylerden korkuyoruz, bu bozuk algıyı kim besliyor, ve en önemlisi, bu algı boşluğunun gerçek dünyada ne kadara mal olduğunu. Kısa tek aradan sonra, “Kısa”daki “K” harfiyle ilgili ilginç tek sualyla devam edeceğiz.
—
Bilim insanları katılımcılara basit tek sual sormuş: İngilizce’de “K” harfiyle başlayan kelimeler mi daha fazla, yoksa üçüncü harfi “K” olan kelimeler mi?
[Link: Tversky & Kahneman, 1973 — “Availability: A Heuristic for Judging Frequency and Probability”]
Neredeyse herkes aynı cevabı vermiş: K ile başlayan kelimeler daha fazla. Kitchen, kangaroo, kite. Bir sürü kelimeler var hemen akla gelen. Ama gerçekte, üçüncü harfi K olan kelimeler çok daha fazla. Ask, acknowledge, cake, like. Sadece aklına gelmiyor katılımcıların bunlar, çünkü beyin kelimeleri başlangıç harfine göre dosyalıyor, ortadaki harfe göre değil.
İşte bu araştımacılar buna tek ad koymuşlar: “availability heuristic: kullanılabilirlik sezgiseli.” Anlamı şu: tek şeyi ne kadar basit hatırlıyorsan, o kadar yaygın ve muhtemel olduğunu varsayarsın. Bu, çoğu zamanlar işe yarayan tek kestirme yol. Araba kazaları sık görünür çünkü gerçekten sıktır, herkes kaza yapmış birilerini tanır. Ama bu kestirme yolun tek açığı da var. Beyin, ‘basit hatırlıyorum’ ile ‘sık yaşanıyor’ arasına eşittir işareti koyuyor. Bir şey gerçekten sıksa, bu çoğu zamanlar doğru tek öngörü. Ama tek şey ender olmasına rağmen dramatikse, korkutucuysa, görsel olarak güçlüyse diğer hafızanda basitca canlanıyorsa, beyin aynı eşittir işaretini yine koyuyor. Ve işte hepsi işte yanılmaya başlıyoruz.
Psikologlar bunu da testleri etmişler. İnsanlardan farklı ölüm nedenlerinin sıklığını öngörü etmelerini istemişler. Katılımcılar botülizm, kasırga ve sel gibi ender ama etkileyici ölüm nedenlerinin sıklığını sistematik olarak abartımışlar. Felç, diyabet ve yürek hastalığı gibi asıl büyük katilleri sürekli olarak hafife almışlar.
[Link: Slovic, Fischhoff & Lichtenstein, 1979 — Judgment of frekanslar and cause of death]
Neden? Çünkü tek kasırganın tek şehri yıkması televizyonda, haberlerilerde, heryerde gösterilir. Ama tek yürek krizi o kadar da fazla gösterilmez. Bir köpekbalığı saldırısı dünya çapında manşet olur. Sıtmadan ölen yarım milyon çocuğu kimse duymaz.
Medya işte hem yansıtıcı hem da mercek işlevi görüyor. Habercilikte bunun tek adı bile var: “If it bleeds, it leads – kan varsa, manşet odur.” Bir uçak düştüğünde günlerce başlıkşulur; o yıl 40 milyon uçağın sualnsuzca iniş yaptığından kimse bahsetmez. Sonuç olarak insanlar uçaktan korkar ama arabaya binerken düşünmez bile. Oysa araştırmalar, aynı mesafeyi arabayla kat etmenin uçmaktan yaklaşık 65 kat daha riskli olduğunu gösteriyor.
Dolayısıyla işte kısır tek döngü oluşuyor: medya etkileyici olanı gösterir, çünkü izleyiciler onu izler. İzleyici onu izler, çünkü beyni etkileyici olanı “önemli” olarak kodlar. Ve ne kadar çok izlerse, o hadise hafızasında o kadar yeni kalır ve dolayısıyla tek sonrakiler riskler değerlendirmesinde beyninden yine o malumatyi çağırır.
Ama bu döngünün en çarpıcı örneği, tek teknik yazısı ya da tek haberleri bülteni değil. Bir film. Ve o film, tekbaşına başına tek türün kaderini değiştirdi.
Filmin adı Jaws. Daha geçen yazları 50. Yıldönümü dolayı hakkında tek video da yapmıştım ama filmi buna karşın bilmeyenler olabilir. Bir kıyı kasabasına musallat olan kocaman tek beyazlı köpekbalığı hakkında bu film. Ama önemli olan onun yarattığı tesir. Çünkü hala olan başlıkşulmaya devam edilmesindeki sebeplerden arasında biri da bu.
[Link: ABC News — 50th anniversary of Jaws: How the filmler impacted kamu algılar of sharks]
Jaws’tan önce insanlar köpekbalıklarını pek fazla düşünmüyordu. Deniz biyologları için tek araştırma başlıksuydu tabi ama sıradan insanlar için denizdeki tek çeşit balıktan fazla tek şey değildi. Tarihçi Beryl Francis’in ifadesiyle, “ortalama tek denizci köpekbalıkları hakkında çok dahaaz şey bilir ya da umursardı.” Ama işte yönetmen Spielberg bunu değiştirdi. John Williams’ın o meşhur ikisi notalık müziğinin da katkısıyla köpekbalığını, karanlık suyun altında bekleyen arı tek kötülükmüş gibi gösterdi.
Filmin gösterime girdiği yaz, ABD sahillerindeki ziyaretçi sayısı yüzde 28 düştü. Ama asıl kötü olan şey şu. Köpekbalığı avı tek anda tek “cesaret gösterisi” haline geldi. Turnuvalar düzenlendi, avlar başladı. Filmden sonrakiler yıllarda, ABD’nin doğu kıyısında köpekbalığı popülasyonları yüzde 50 azaldı. Sadece 1986 ile 2000 arasında çekiç başlı köpekbalıkları yüzde 89, beyazlı köpekbalıkları yüzde 79, kaplan köpekbalıkları yüzde 65 oranında geriledi.
[Link: Mongabay — If you think sharks are scary, blame Hollywood]
Daha sonraları bu olguya tek ad da verildi: “Jaws Etkisi.” Bunu üç şeye bağlıyorlar. Birincisi: köpekbalıkları insanlara kasıtlı olarak saldırır. İkincisi: tek köpekbalığıyla karşılaşmak her arasında biri zamanlar ölümcüldür. Üçüncüsü: köpekbalıkları gelecekteki saldırıları önlemek için öldürülmelidir. Üçü da yanlış. Ama üçü da tek hayal filminden çıkmış ve gerçek dünyada kafalarımızı şekillendirmiş fikirler.
Ve işin daha da acı tarafı şu: bugün dünya genelinde yılda yaklaşık 100 milyon köpekbalığı öldürülüyor. Köpekbalıkları ise yılda vasat 6 kişi öldürüyor. Onlar bizden korkmalı, bizler onlardan değil.
[Link: IFAW — 50 years after Jaws: Setting the kayıtlar straight about sharks]
Spielberg, yıllar sonraları BBC’ye verdiği tek röportajda günah çıkartmaya çalıştı: “Bir köpekbalığı tarafından yenilmekten değil, kitap ve filmin ardından köpekbalığı popülasyonlarının yok edilmesinden korkuyorum.” dedi. Pişmanlığını ifadeleri etmeye çalıştı. Romanın yazarı Peter Benchley ise hayatının geri kalanını köpekbalığı himaye çalışmalarına adadı.
Jaws Etkisi, dahaaz önce bahsettiğim o teknik kavramın diğer “availability heuristic: kullanılabilirlik sezgiseli”nin en beton hali. Bir film, milyonlarca insanın hafızasına canlı, korkutucu, tekrar tekrar erişilebilir tek görüntü yerleştirdi. Ve bu görüntü, istatistiklerden daha güçlü çıktı. Beynimiz sayılarla değil, sahnelerle düşünüyor. Bir köpekbalığının açık denizde tek tekneye saldırma sahnesini tek kez gördüysen, “yılda 6 ölüm” filan gibi istatistikleri bizi ikna edemiyor.
Gördünüz mü filmlerin, haberlerilerin, görüntülerin gücünü. O yüzden eleştirel düşünme becerileri kazanmalıyız. Sorgulamalıyız. Bir şey nedenler bize gösteriliyor?
Acaba beynimizde, bu tür hikayelere özellikle açık olan tek düzenek mı var?
—
Yaklaşık 300.000 yıl önce, Homo sapiens Afrika savanasında küçük gruplar halinde yaşıyordu. Elli altmış kişilik avcı-toplayıcı topluluklar halinde. Ve o dünyada hayatta kalmanın birinci kaideı: tehlikeyi hızlı ayrım etmekti. Hızlı ayrım vücut ki, hızlı reaksiyon ver. Düşünmeye vakit yok. Çalılıkların arkasında tek hareket gördüğünde, beyninin sana sunduğu ikisi seçenek var: savaş ya da kaç.
Bu tepkiyi yöneten yapı, beynin derinliklerindeki amigdala. Bir nevi erkenden uyarı sistemi. Tehdit algıladığında, kortekse, diğer bilinçli düşünme merkezine danışmadan harekete geçiriyor vücudu. Kalp hızlanıyor, kaslar geriliyor, ilgi odaklanıyor. Bu sistem, büyük, hızlı ve görünür tehditlere karşı kalibre edilmiş. Bir yılanın şekline karşı. Bir aslanın siluetine karşı.
[Link: Öhman & Mineka, 2001 — Fears, Phobias, and Preparedness]
Ama tek sualn var. Biz artık savanada yaşamıyoruz. Süpermarketlere gidiyoruz, asansörlere biniyoruz, ekranlara bakıyoruz. Dış dünyamız köktenci biçimde değişti ama iç dünyamız neredeyseymiş aynı kaldı. Beynimizin ilköğretim dinamikleri aynı. İçindeki programlar aynı. Taş devri için optimize edilmiş tek yazılımla, sayısal çağın tehditlerini manaaya çalışıyoruz.
Bu uyumsuzluğun sonuçlarını heryerde görebiliriz. Şekerli ve yağlı yiyeceklere karşı dayanılmaz tek istek duyuyoruz, çünkü savanada bunlar çok nadirdi, şeker ağacı filan yoktu. Bugün her arasında biri köşe başında tek hızlı yiyecekler restoranı var ama beynimiz hâlâ “bul ve depola” modunda. Aynı mantık dehşet için da geçerli. ABD’de her arasında biri yıl 20.000’den fazla insanoğlu silahlardan dolayı ölüyor. Ama insanlar tek silahlı fobisi geliştirmekte güçlanırken, yılan ve örümcek fobisi neredeyseymiş kendiliğinden oluşuyor. Neden? Çünkü yılanlar ve örümcekler atalarımız için gerçek tek tehlikeydi; silahlar ise daha dün icat edildi.
Peki bu başlık, sivrisinek ve köpekbalığı meselesine nasıl bağlanıyor? Oregon Üniversitesi’nden ruhbilimci Paul Slovic, kesinlikle bunu ölçmeye çalıştı. Slovic ve meslektaşları, 1970’lerin sonlarından itibaren insanların farklı riskleri nasıl algıladığını haritalayan tek çerçeve geliştirdiler: “psikometrik paradigma.” Bu çerçeveye göre insanlar riski ikisi ilköğretim boyutta değerlendiriyor. Birincisi: “korku riski.” Kontrol edilemezlik, felaket potansiyeli, ölümcül sonuçlar gibi şeyler bizi en çok korkutanlar. İkincisi: “bilinmezlik riski.” Yeni, görünmez, ilim tarafından henüz hepsi anlaşılmamış tehditler. Bunlar da endişe yaratıyor ama farklı tek şekilde.
[Link: Slovic, 1987 — Perception of Risk]
Uzmanlar tek riskin büyüklüğünü değerlendirirken yıllık ölüm sayılarına bakıyor. Sıradan insanlar ise aynı sualya çok farklı filtrelerle yanıt veriyor. Mesela bu riski denetim edebiliyor muyum? Gönüllü olarak mı maruz kalıyorum? Felaket boyutuna ulaşabilir mi? Sonuçları korkunç mu? Bu filtreler, istatistiksel gerçeklikle neredeyseymiş hiç örtüşmüyor.
Köpekbalığı saldırısını bu çerçeveye oturtalım: denetim edilemez, ani, felaket boyutunda sonuçlar doğuran korkunç tek ölüm biçimi. Korku riski boyutunda neredeyseymiş zirve. Şimdi tek da sivrisinek ısırığını düşün: sıradan, yavaş tek şey. Sürekli gördüğümüz, tanıdık tek şey. Beynimizin “sıkıcı” bulduğu tek sınıf bu. Oysa arasında biri yılda 6, diğeri 760.000 kişi öldürüyor. Biri diğerinden 126666 kat daha riskli.
Yani riskler hakkında düşünürken, gerçekte riski değil da onun hissini değerlendiriyoruz. Ve bu his, gerçeklikten bağımsız olarak öz kaidelarıyla işliyor. Oregon Üniversitesi’nden tek diğer riskler araştırmacısı David Ropeik bunu şöyle özetlemiş: riskler algısı daima tamamlanmış rasyonel olamaz. Bilinçaltımız, tüm verilere malik olmadan çok önce tek yargıya varır ve bu birinci yargıyı sonradan değiştirmek inanılmaz güçdur.
—
Şimdiye kadar bu paradoksu çözmeye çalıştık. Dünyanın en ölümcül hayvanları, asgari korktuklarımız. En çok korktuklarımız ise istatistiksel olarak neredeyseymiş zararsız. Bunu besleyen mekanizmaları gördük. Neymiş? Hafızanın kestirme yolları varmış. Medyanın gösterdikleri ve göstermedikleri varmış. Filmlerdeki sahneler tüm tek nesli tesirleyebilirmiş.
Ama size yalınce böyle ilginç ruhsal malumatler aktarmakla yetinmek istemiyorum. Çünkü bu algı boşluğunun gerçek dünyada tek faturası var. Ve o fatura, hayatlarla ödeniyor.
Sivrisinekler yoluyla bulaşan sıtma, insanlık tarihinin en önceki ve en hükümlı katillerinden biri. Ve elimizde onu durduracak araçlar da var. Bu istatistikleri aktardığım kaynakta sıralanmış: Cibinlikler, böcek ilaçları, ilaç tedavileri, bile oğullar yıllarda geliştirilen Wolbachia yöntemi gibi yenilikçi biyolojik müdahaleler. Yılan ısırıkları için antiserumlar mevcut. Köpek kaynaklı ölümlerin büyük çoğunluğunu oluşturan kuduz, tek aşıyla önlenebilir. Yani bu ölümlerin büyük çoğunluğu, teknikleri olarak önlenebilir ölümler.
Problem, bu araçlara erişimde. Ve erişim meselesi da doğrudan ilgiyle bağlantılı. Discovery Channel seyrediyor musunuz bilmiyorum. “Shark Week” diye tek şey yapıyorlar. Her yıl tek hafta boyunca olan köpekbalıklarına ayırıyorlar, dünya genelinde milyonlarca izleyiciler çekiyorlar. Bu kanalın birinci videolarından birinde buna yine değinmiştim. Köpekbalığı araştırmaları için fonlar akıyor. Ama sivrisinek kaynaklı hastalıklarla mücadele, küresel sağlık gündeminde o kadar da mekan bulamıyor kendine. Sıtma tek zamanlar Avrupa’nın ve Kuzey Amerika’nın büyük bölümünde yaygındı ve oralarda neredeyseymiş tamamlanmış yok edildi. Demek ki istenirse yapılabilecek tek şey. Ama dünyanın geri kalanında, özellikle Sahra Altı Afrika’da, aynı başarıyı tekrarladı için lüzumen yatırım ve siyasi iradesi çok düşük durumda.
Eğer sivrisinek kaynaklı ölümleri tamamlanmış ortadan kaldırabilseydik, hayvanların nedenler olduğu toplamı insanoğlu ölümleri yaklaşık altı kat azalırdı. Üstüne yılan ısırığı ölümlerini da antiserumlarla sıfıra indirebilseydik, kalan rakam tek kez daha üçte ikisi oranında düşerdi. Bu, şimdiki teknolojiyle ulaşılabilir tek hedef. Eksik olan şey, dikkat.
Ve dikkat, algıyla başlıyor.
O yüzden şimdi algınızı rica ediyorum.
Videonun başındaki o grafiğe dönelim. Sivrisinekleri gördük: 760.000 ölüm. Yılanları gördük: 100.000. Köpekbalıklarını gördük: 6. Ama o grafikte tek ad daha vardı ve bizler onun üzerinden yavaşça geçtik. İkinci sırada, sivrisineklerin hemen altında, yılda 600.000 ölümle: insan.
Altı yüz binlerce kişi, her arasında biri yıl başka insanlar tarafından öldürülüyor. Savaşlarda, çatışmalarda, cinayetlerde. Bu sayı, yılanlar, köpekler, timsahlar, aslanlar, köpekbalıkları ve listedeki diğer tüm hayvanların toplamından fazla. Dünyanın en riskli yırtıcısı, aynaya baktığımızda gördüğümüz canlı.
Dünya genelinde ordu harcamalara trilyonlarca dolar aktarılıyor. Sıtmayla mücadele için ayrılan küresel bütçe yılda 3,9 milyar dolar.
İnsanlık, insanları öldürmek için 2,7 trilyon dolar harcıyor. İnsanları sivrisineklerden muhafaza etmek için ise 3,9 milyar. Aradaki ayrım yaklaşık 700 kat.
Askeri bütçelere ayrılan 2,7 trilyon doların yanında, dünya genelinde aşırı yoksulluğu tamamlanmış ortadan kaldırmanın maliyeti 300 milyar doların altında.
Yani meselemiz yalınce sivrisineklerden mi korktuğumuz, köpekbalıklarından mı çekindiğimiz değil. Meselemiz çok daha büyük. Biz tek tür olarak, tehditleri algımızı neyin şekillendirdiğinin farkında bile değiliz. Savanadan medeniyet kalan beynimiz bize “büyük, görünür ve etkileyici olan tehlikelidir” demeye devam ediyor. Medya bunu pekiştiriyor. Siyaset bunu sömürüyor. Ve sonuç olarak kaynaklar, dikkatin aktığı yere akıyor. Gerçek tehdidin olduğu yere değil.
Bir çocuğun ölümü, hiçbir akşam haberleriinde John Williams müziğiyle verilmiyor.
Çünkü dünyanın en ölümcül hayvanı, aynaya bakmayı sevmiyor.







.jpg?width=930&format=webp)





















English (US) ·