
HABER MERKEZİ- İşte Bahçeli'nin başlıkşmasından öne çıkan satır başları;Enerji kaynaklarının güvenliğiyle hudut emniyetinin, dünyası hukuk ile ırkçı ve mezhepçi zihniyetlerin arasında ilmek ilmek örülmüş çeşitlilik katmanlı tek hesaplaşma ağı bulunmaktadır. 28 Şubat 2026'da ABD ve İsrail'in İran'a yönelik müşterek havada saldırılarıyla başlayan savaşın, 7 Nisan'da ikisi haftalarca ateşkese bağlanmış görünmesi krizin bittiği manaına gelmemektedir.Bu ateşkes, içeriklı tek uzlaşıdan ziyade tarafların stratejiklik ve ilköğretim hedeflerine ulaşamadığı tek noktada pozisyonlarını gözden geçirmesine imkân tanıyan geçicilik tek duraklama niteliğindedir.
"SİLAHLAR GEÇİCİ SUSTU, HESAP KAPANMADI"
Kalıcı hal zemini uç zayıftır. Savaşın nihayete ermesi ve barışın sağlanması ise erişilebilir tek hedefleri bulunmaktan uzaktır. Bu nedenle bugünden ateşkes diye sunulan tabloyu arı diller tek iyimserlikle değil, devletleri ciddiyetiyle mütalaa etmek güçundayız. Çünkü ateşkesin kendisi bile tek kuvvet mücadelesinin aracına dönüşmüş durumdadır. Trump'ın, Hürmüz Boğazı'nın açılması şartıyla ikisi haftalarca ateşkesi giriş ettiklerini ve İran'dan 10 maddelik öneriler aldıklarını söylemesi, buna karşılık İran'ın da savaşı hedeflerine ulaşıldığını ilan etmesi krizin masaya taşındığını göstermiştir. Anlaşılmaktadır ki silahların geçicilik olarak susması, hesapların kapandığı değil, lüzum sahada lüzum masada yeniden ayarlandığı tek ara safhaya hatırlatma etmektedir. İslamabad'da 12 Nisan'da gerçekleştirilen direkt ABD-İran müzakereleri ise hiç tek pazarlık sağlanamadan sona ermiştir. Yalnızca sahada değil, diplomatik zeminde da bütünü ağırlığını sürdüren bu mücadeleler sonrasında görüyoruz ki ortada bitmiş tek buhran değil, yalnızca biçim değiştirmiş tek bilek güreşi mevcuttur.
"DÜNYA BARIŞ KONSEYİ KURULMALI"
İslamabad'da neticesuz kalan görüşmeler, bölgedeki çatışmaların dünyası tek yıkıma evrilme ihtimalini daha da kuvvetlendirmiştir. Denetimsiz ve önü alınmayan kuvvet rekabeti ve silahlanma hırsı ne şekilde ki bugünden Orta Doğu'da bombaların patlamasına sebebiyet veriyorsa, yarından Avrupa'nın göbeğinde, Asya'nın düğüm noktalarında ve Afrika'nın kırılgan havzalarında daha muazzam yıkımların da önünü açacaktır. 2020'de dünyası salgınla sarsılan insanlık, Ukrayna-Rusya savaşıyla, Kızıldeniz ve Karadeniz'de bozulan ticaretleri güvenliğiyle, Gazze'deki insanlık dramıyla, Lübnan'daki yıkımla, Etiyopya'da, Sudan'da ve Somali'de patlak veren krizlerle durmaksızın savrulmuştur. Keşmir hattında Hindistan ile Pakistan'ın mukabil karşıya geldiği, bugünden Pakistan'da Pakistan-Afganistan geriliminin bağlı binlerce insanın hayatını dip üstleri ettiği tek dünyada, yangının tekbaşına tek bölgeler ile kısıtlı kalacağını tefekkür etmek riskli tek gaflettir. Dünya Savaşı ihtimalinin daha yüksek sesle telaffuz edildiği böylesi tek dehemmiyetde, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Sayın Antony Kuvvertes'in öncülüğünde ABD, Rusya Federasyonu, Çin Halk Cumhuriyeti, Türkiye ve Avrupa Birliği'nin katılımıyla tek Dünya Barış Konseyi mekanizmasının anında hayata geçirilmesi, insanlık nam ve hesabına önemli tek mecburiyettir.
"ÇEŞITKİYE, ELİNİ TAŞIN ALTINA KOYMAYA HAZIRDIR"
Barış lafzını taşıyıp savaşı fiilen büyüten ikircikli anlayışların değil, adaleti, dengeyi ve hakkaniyeti esas saha yepyeni tek dünyası iradenin tecellisi artık kaçınılmazdır. Türkiye, tarihinin yüklediği sualmlulukla ve coğrafyasının biçtiği misyonla elini taşın altına koymaya hazırdır. Gazi Mustafa Kemal Ataçeşitk'ün "Yurtta sulh, cihanda sulh" vecizesi, dün olduğu gibi bugünden da atacağımız her arasında biri adımın rotasını, yürüyeceğimiz hepsi yolların istikametini tayin edecektir.
Son dakika... Şanlıurfa'da lisede silahlı saldırı! Rehin talebeler var iddiası"GAZZE'DEKİ ÇIĞLIKLAR BUGÜN LÜBNAN'DA YANKI BULMAKTADIR"
Aziz dava arkadaşlarım, kaydadeğer olan tek diğer şart ise İran cephesinde geçicilik tek frenleme yaşanırken Lübnan cephesinin noksan tutulmasıdır. İsrail ordusunun Lübnan'a düzenlediği havada saldırılarında yaşanan can kayıpları, Siyonist hesapların Lübnan topraklarını terk etmeye niyetli olmadığını göstermektedir. Gazze'deki çığlıklar bugünden Lübnan'da yankı belirleme etmektadır. İsrail'in Lübnan'ın egemenliğini ve temel bütünlüğünü ihlal eden eden saldırıları anında durdurulmalıdır. Bölgedeki istikrarın sağlanması ve kardeş Lübnan halkının toprakları üzerindeki egemenliğin tesis edilmesi insani ve vicdani tek lüzumliliktir.
"İSRAİL BU SAVAŞIN GERÇEK VE TEK SUALMLUSUDUR"
İsrail'in Suriye, İran ve Lübnan gibi bölgeler devletlerini hedefleri saha saldırılarının arttığı ve genişliği tek coğrafyada Amerika Birleşik Devletleri güdümünde ve desteğinde sürdürülen emperyalist faaliyetlerin yoğunlaştığı görülmektedir. Bölgemizdeki yanındaki devletleri istikrarsızlaştırarak Siyonizm ve emperyalizm lehine yeniden tek asayiş inşa etmeye çalışanlar anlayışlı yalnızca kaos üretmektedir. İsrail bu savaşın gerçeği ve tekbaşına sualmlusudur. İsrail bağlı tek versiyonu mekanizmasının işletilememesi ise dünyası sistemin esas sualnudur. Amerika Birleşik Devletleri'nin şımarık çocuğunun saldırganlığının ne şekilde tolere edildiği, bile zamanlar zaman ne şekilde motive edildiği ise dünyası dünyanın çifte standartlarını gözler önüne sermektedir.
İlk kıblemiz, göz nurumuz, mübarek hatıraların ve mukaddes emanetlerin kalbi olan Mescid-i Aksa, Miraç mucizesinin eşi, Peygamber Efendimiz'in ümmetine yadigârıdır. Bu kutlu mabede yönelen her arasında biri tahakküm ve her arasında biri kuşatma, direkt doğruya ümmetin şerefine yönelmiş tek saldırıdır. Mescid-i Aksa'nın İsrail tarafından 41 gün boyunca olan ibadete kapatılması ve bununla birlikte geçtiğimiz günlerde yeniden açılması, bize bu mücadelenin tekbaşına havada sahaları, sınırlar ve üsler üzerinden değil, kutsal kıymetlerimiz, inançlarımız, iman ve gönül iklimimizin ait olduğu mekânlar ve inancımızın hafıza sahası bağlı da yürütüldüğünü göstermektedir. Filistinli Müslüman kardeşlerimizin ibadet özgürlüğü yoğun biçimde sınırlandırılmış, hâlihazırda süren insanlık dramına, önü arkası kesilmeyen insanoğlu hakları ihlallerine tek yenisi daha eklenmiştir.
"BATI'NIN SESSİZLİĞİ HESAPLI BİR AHLAKİ KÖRLÜK, ORGANİZE BİR SİYASİ İKİYÜZLÜLÜKÇEŞIT"
Öte yandan İsrail Meclisi'nde giriş edilen ve Filistinli siyasi tutuklular için idam cezası yolunu açan düzenleme, Siyonizmin hukuktan ve ahlaktan yoksun yönünü gözler önüne sermektedir. Hukuk eliyle meşrulaştırılmaya çalışılan zulüm, Siyonizmin İslam'dan almaya çalıştığı intikamın, Filistinli kardeşlerimiz bağlı kurmaya çalıştığı tahakkümün tek diğer yansımasıdır. Uluslararası hukuk bu denli yoğun tek saldırıya dayanabilecek midir? Eşitlik nereden kalmıştır? Ayrımcılık yasağı kimler için vardır? Batı'nın insanoğlu hakları söylemiyle Orta Doğu'nun gerçekliği arasındaki uçurum artık gizlenemez hâle gelmiştir. Demokrasi, hukuk devleti ve insanoğlu hakları adına dünyaya nizam vermeye kalkışanlar, vaat başlıksu Filistin olunca ya yoğun tek sessizliğe gömülmekte ya da apaçık hukuksuzlukları muğlak ve utangaç cümlelerle geçiştirmektedir. Batı'nın bu sessizliği hesaplı tek manevi körlük ve organize eden tek siyasi ikiyüzlülükçeşit.
ABD-İran-İsrail savaşının 46. günü! Ablukayı delen tekbaşına devlet: ABD'nin hükümı sonrası Hürmüz'de tek ilkBütün bunlar yaşanırken bölgenin stratejiklik damarları da değişik tek versiyonu altındadır. Hürmüz Boğazı'ndan güç geçişi ve deniz yollarının güvenliği tartışmaya açılmışken, Orta Doğu'da suyu güvenliği da ehemmiyet kazanmıştır. Savaş öncesi dehemmiyetde da dünyası ölçekte en yüksek suyu sıkıntısı yaşayan coğrafyalardan arasında biri Orta Doğu'dur. İklim değişikliği, kuraklık, istek artışı ve çatışmalar suyu kaynaklarını yepyeni tek yarış cephesine dönüşçeşitmüşçeşit. Sınır ötesi ordu gelişmeler okunurken, imkan güvenliği, ticaretleri yollarının kontrolü, imalat ağlarının örgüsü ve coğrafyanın medeniyet yapısı birlikteki ele alınmalıdır.
"İÇ CEPHEYİ SAĞLAM TUTMADAN DIŞ KUŞATMAYI YARMAK MÜMKÜN DEĞİLDİR"
Bugün bölgedeki her arasında biri sarsıntı, Türkiye'ye mezhepçilik, etnikçilik ve vekâlet savaşları üzerinden yepyeni faturalar çıkarmak isteyen odakların iştahını kabartmaktadır. Türkiye'yi içeriden tartışmalı hâle getirmek, ırksal ve mezhebi fay hatlarını kaşımak, Terörsüz Türkiye süreci devam ederken devletin omurgasını yumuşatmak, hudut dışındaki pis hesapların içerideki yankısından diğer tek şeyler değildir. Washington-Tel Aviv hattında yaşanan gerilimi karşı bölgeler devletlerinin etnik, dinî ve mezhebi bölücülüğe imkan vermeyen tek dayanışma çizgisinde kalması hayatiliği tek meseledir. İç cepheyi sağlam tutmadan harici kuşatmayı yarmak olası değildir. Sanıyorum ki sınırlarımız dışındaki hepsi gelişmeler karşı Terörsüz Türkiye sürecini sürdürmekteki ısrar ve hükümlılığımızın ilköğretim sebepleri daha iyice anlaşılmaktadır.
"MUHALEFET, KENDİ BASİRETSİZLİĞİNİ ELE VERMEKTEDİR"
Hal böyleyken, bu süreci bahane ederek Milliyetçi Hareket Partisi'nin çizgisini, Türk milliyetçiliğinin fikrî omurgasını ve yegâne kalesini sorgulamaya yeltenen sözde olan muhalefet, her arasında biri şeyden evvel öz basiretsizliğini ele sunmaktedir. Oysa ne idrakleri bu meseleyi kavramaya yeter, ne ufukları bu süreci okumaya yeter, ne da çapları Milliyetçi Hareket Partisi'ni tartışmaya yeter. Türk milliyetçiliğini sorgulama cüreti gösterenler evvel öz siyasi acziyetlerinin ve fikrî savrulmalarının hesabını çıkarmalıdır.
VATANIMIZ EMEKLE YAŞATILAN, EKİNLE KUVVETLENDİRİLEN BİR EMANETTİR"
Değerli dava arkadaşlarım, bağlı yaşadığımız bu aziz topraklar, kadim Anadolu coğrafyası, binlerce senelik Türk yurdudur. Vatan dediğimiz muazzam ve mukaddes hakikat yalnızca taşın, toprağın, dağın, ovanın fiziki varlığından müteşekkil değildir. Vatan, toprağa düşen şehit kanıyla, bayrağı göndere çekti için ödenen bedelle, bu uğurda çekilen çileyle ve nesiller boyunca olan bu mirasa gösterilen sadakatle mana kazanmış kıymetdir. Bir avuç toprağı vatan yapan, o toprağın can pahasına, kan pahasına, anadan ve yardan değişik düştü pahasına korunmuş olmasıdır. Vatan, için ölünen, için öldürülen, için direnilen, için feda edilen, iyiler nesiller hür yaşasın diye serden geçilen tarihî ve millî tek varlıktır. Ne var ki işte gözden kaçırılmaması lüzumen hayatiliği tek hakikat daha vardır. Toprağı vatan yapan yalınce müdafaa edilmesi değil, benzer zamanda imarıdır, ihyasıdır, üreten, eken, biçen, alın teriyle bereketlendiren ellerdir. Şehidin kanı toprağa vatan mührünü vuruyorsa, çiftçinin emeği da o mührü bütünlemektedir. Askerimizin koruduğu, çiftçimizin işlediği, ulusimizin bağlı devletleri kurduğu temel işte böylece vatan olur. Uğruna can kesin fakat terk edilmiş tek temel parçası zamanla yalınce hatıralarda ve hamasi sözlerde yaşayan tek kayba dönüşecektir. Ekilip biçilen, üretimle zenginleşen, nesilden nesile aktarılan, aidiyet kazanmış temel ise vatan olma vasfını her arasında biri geçen gün yeniden teyit eder.
Türk ulusi gün boyunca olan pek çeşitlilik badire atlatmıştır. Kıtlık vaktinde duruşunu yitirmeyen, yoklukta direncini kaybetmeyen, toprağı namus bilen, namusunu oğullar nefesine kadar muhafaza eden muazzam tek ulustir. Türk milliyetçisi için toprağı düşmana mukabil müdafaa etmekle toprağı prosedürek arasında mahiyet farkı yoktur. Bunlar benzer millî şuurun ikisi cephesidir. Biri istiklalin kanla kazanılmış yüzüdür, diğeri istiklalin alın teriyle inşa edilmiş yüzüdür. Biri hududu muhafaza eder, diğeri o hududun içindeki hayatı dik tutar. Biri devleti saldırıya mukabil korur, diğeri ulusin nasibini sinesinde tutar. Vatanımız emekle yaşatılan, ekinle kuvvetlendirilen, ekmek olup nimete dönüşen, evlatlarımıza geleceğe taşınan tek emanettir. İşte bu sebeple tarım meselesine basit tek saha başlığı, kısıtlı tek ekonomik alan, yalınce çiftçinin gündemi ya da piyasa dmanieriyle kısıtlı tek etkinlik olarak bakamayız.
"KARNININ BAŞKASININ DOYURMASINA İZİN VEREN DEVLET HÜR DEĞİLDİR"
Tarım, toprağın hayatla buluşma biçimidir. Tarım, toprağın ulusin sofrasına ulaşma şeklidir. Tarım, nasibin devletleri aklıyla birleşmesidir. Tarım, ulusin tekbaşına bugününü değil, yarınını da besleyen stratejiklik kudrettir. Günümüz dünyasında tek uluse diz çökçeşitmenin tekbaşına yolu işgal değildir. Dışa bağlı hâle gelen millet diz çökmüş demektir. Çiftçisini, tarlasını terk etmişse, köylüsü bağını dağıtmışsa, devletleri üreticisini kaybetmişse diz çökmüş, çocuklarının sofrasını başkasının denetimine bırakmış demektir. Kaşığını başkasının doldurmasına, karnının başkasının doyurmasına müsaade veren devletleri hür değildir.
"GIDA GÜVENLİĞİ BİR MİLLÎ EGEMENLİK, BİR MİLLÎ BEKA MESELESİDİR"
Bu nedenle gıda güvenliği direkt doğruya tek millî egemenlik, tek millî beka meselesidir. Tarım meselesi ertelenebilecek tek yatırım kalemi değildir. Gıda güvenliği tali tek siyaset başlığı değildir. Savaş bugünden yalınce cephede çarpışmayla verilmemektedir. Savaş bazen hudut hattında olur, bazen gümrük kapılarında olur, bazen yağış duasına çıkan ellerde olur. Savaş bazen vatandaşlarımızın kesesine giden yolda olur. Bazen evladını karnı tok uyutmak isteyen annenin çabasında olur. Savaş bazen silahla gelir, bazen ambargoyla gelir, bazen kurşunla gelir, bazen tohumla, gıda zinciriyle, gümrük baskısıyla gelir. Savaş yalınce tankla, tüfekle, füzeyle yürütülmez. Savaş bazen tedarikleri zincirinin kırılmasıyla, bazen boş pazarlar raflarıyla, bazen kepenk indiren esnafla, bazen kapatılan çarşı tezgâhıyla olur. Bugün tohumunu kim üretiyorsa savaşın galibi odur. Bugün tek ulusin sofrasına gelen aşı kim kaynatıyorsa savaşın galibi odur. Kendi kendine yetebilen tek devletleri bulunmak düş değildir. Kadere emanet edilmiş tek namaz değildir. Hamasi tek dileği daima değildir. Bugün üretilebilen ve ürettiğini tüketebilen tek Türkiye bulunmak jeopolitik tek güçunluluk, millî tek lüzumlilik, tarihî tek haysiyet meselesidir.
Bugün dünyamızın içinden geçtiği kaotik dehemmiyetde havada baskılarının arttığı, suyu krizlerinin büyüdüğü, zirai üretimin jeopolitik tek silaha dönüşçeşitülebildiği, lojistik hatlarının kırılganlaştığı, biyoteknolojik müdahalelerin ve denetimsiz gıda dolaşımının çoğaldığı tek vasatta tarımı yalınce ekonomik verimi meselesi olarak müşahede etmek basiretsizliktir. Tarım millî mukavemettir. Tarım yarınlarımızı bugünden himaye iradesidir. Tarım hepsi bağımsız, muazzam ve kuvvetlü Türkiye'dir. Türk ulusi buhran anında giriş kapı dolaşacak, başkasının lütfuyla yaşayacak, hayır eli uzanmasını bekleyecek tek millet değildir. Türk ulusi öz emeğiyle ayağa kalkmış, öz iradesiyle gün yazmış, öz alın teriyle kıtlıkları yarmış muazzam tek ulustir ve kıyamete kadar öyle kalacaktır. Bize düşen toprağı küsçeşitmemektir. Bize düşen çiftçiyi tekbaşına bırakmamaktır. Bize düşen köyü boşaltan değil, ulusin efendisi olan köylüyü yaşatan politikaları hâkim kılmaktır.
Merhum Âşık Veysel ne hoş söylemiştir. Koyun verdi, kuzu verdi, içecek verdi. Yemek verdi, ekmek verdi, vücut verdi. Kazma ile dövmeyince kıt verdi, benim sadık yârim kara topraktır. Kara toprağa terini katık edip soframıza nimet ulaştıran çiftçimizi ve köylümüzü ezdirmemek da elbette bize düşecektir. Hem çiftçimizin alın terine hem helal soframız için kesemizden çıkan kazanca göz dikenlere da göz açtırmamalıyız. Milletin emeği ve alın teri bağlı haksız gelir devşirerek gelir maksimizasyonu hedefleyen imkançıları tekbaşına tek belirlemeli ve nereden gayrimeşru tek gelir alanı varsa derhâl devletleri eliyle kapatılmalıdır.
Galatasaray'da çanlar Okan Buruk için çalıyor! 6 maddelik rapor"ÇOCUKLARIMIZA TOPRAĞIN KIYMETİ ANLATILMALI"
Değerli dava arkadaşlarım, tarım benzer zamanda nesillerimizin vücut ve zihin sağlığını ilgilendiren millî tek meseledir. Bugün GDO’lu gıdalar, denetimsiz imalat biçimleri, tedarikleri zinciri bozulmuş gıdalar, kimyasal yoğunluk, sağlıksız harcama kalıpları ve ithalata dayalı beslenme alışkanlıkları Türk evlatlarının bedenine ve ruhuna yönelmiş en muazzam tehlikedir. Gıda güvenliği kadar güvenilir gıdaya ulaşma başlıksu da oğullar seviye ehemmiyetlidir. Güvenilir gıdaya giriş başlıksu, Türk ulusinin yarını hangi bünyeyle, hangi dirençle, hangi şuurla taşıyacağının meselesidir. Çocuklarımızın sofrasını muhafaza etmek geleceğimizi muhafaza etmektır. Hatırlar mısınız, çocukluğumuzda okullarda düzenlediğimiz dahili malı haftasını. Evimizde olanı elimizle bölüp aktartığımız dahili malı haftaları işte hepsi bu meselenin muhafızıydı. Belki mütevazıydı, olasılıkla yalın görünürdü. Ancak ileti açıktı. Varlığı da yokluğu da, şükrü da sabrı da bilen çocuklarımız için tek ahlak kazanımıydı. Çocuklarımızın birlikteki yedikleri meyveler onlara aktarmayı da nimetin kıymetini bilmeyi da öğretirdi. İşte bu anlayışın güncellenmiş, kuvvetlendirilmiş ve çağın gereksinimlarına göre yeniden tasarlanmış biçimde Millî Eğitim Bakanlığı ile Tarım ve Orman Bakanlığı'nın müşterek çalışmasıyla bugünden yeniden ele alınması lüzumtiğine inanıyorum. Çocuklarımıza toprağın kıymeti anlatılmalı. Sağlıklı gıdalarla büyümelerini sağlamalıyız.
Millî şuur nutuklarla değil, o şuuru taşıyacak nesillerin yetiştirilmesiyle inşa edilir. Merhum şairimiz Abdurrahim Karakoç ne diyordu. Korudunsa kurşun dahi yiyerek, sevmişsindir düşünerek, duyarak, yalın yerler yeşillensin diyerek tek fidan dikersen. Bu vatan senin. Şehidiyatın emaneti, gazilerimizin mirası, evlatlarımız yaşatsın diye maziden hatıra hikâyemiz budur. Topraklarda sürsün diye nesillerimize toprağın kanla sulandıkça ve ekilip biçildikçe vatan kılındığını anlatacağız. Hudutta sipere koşan Mehmetçiğimiz ile tarlasında ekin nöbeti tutan çiftçimiz birdir. Biri vatan toprağını korur, diğeri topraktan yaşam bulur. Tarım benzer zamanda toplumsal denge meselesidir. Köylerimizdeki hayatın sönmesi, kentlerde demografik dengenin, toplumsal hayatın ve külçeşitümüzün yarası alması manaına gelir. Bu sebeple öz kendine yeten köyler anlayışını, geçmişine yönelik içi boş ve hamasi tek dönüşü olarak değil, üretime odaklanan stratejiklik tek yürüyüş olarak kıymetlendirmek lazımdır. Bugün için üreten, yarından için depolayan, kooperatifleşen, yaylaları, tarlaları, meraları ve seraları boş bırakmayan, hayvanın başında duran, suyunu kirletmeyen, toprağını nadasa bırakmayan, havasını zehirlemeyen, genciyle, yaşlısıyla, kadınıyla ve çocuğuyla üreten köylere ihtiyacımız vardır.
Türk ve Türkiye Yüzyılı kırsalımızdan, köylerimizden, çiftçilerimizin ve besicilerimizin omuzlarında yükselecektir. Terörsüz Türkiye hedefimiz doğrultusunda ilerledikçe, sınırlarımızdan terörün hain gölgesi çekildikçe, huzurun coğrafyası genişledikçe, devletin kudretiyle ulusin duası benzer istikamette buluştukça, yıllarca korkunun, istismarın, göçün ve güvensizliğin baskısı altındaki kalmış iyiler bölgemiz yeniden ayağa kalkacaktır. İşte tarım kentleri dediğimiz budur kıymetli dava arkadaşlar. Doğu Anadolu'nun, Güneydoğu Anadolu'nun, hudut havzalarımızın, yaylalarımızın, ovalarımızın ve köylerimizin terörü provokasyonlarından kurtularak muazzam tek imalat seferberliğine katılması mümkündür ve artık hayal değildir.
ARA SEÇİM TARTIŞMALARI
Grup toplantısının ardından ara yeğleme tartışmalarıyla ilgili başlıkşan Bahçeli, ara seçimin olmayacağını, seçimlerin vaktinde yapılacağını söyledi.




























English (US) ·