Sırat: Mayın Tarlasında Dans

4 hafta önce 14

Oliver Laxe imzalı Sırat, seyircide yarattığı şok tesirsiyle oğullar yılların en nefeskesici filmlerinden. Seyirciyle hiç tek sözleşme yapmayı reddeden film; kadere, ölüme ve tanrıya dair sualları “sinema yoluyla” yanıtlamaktan kaçınan, sıradışı tek yolda filmi.

Senenin en çok başlıkşulan filmlerinden arasında biri olan Sırat (Sirât, 2025), çölün ortasında tek rave partisinde başlayan ve gitgide adeta sinematik tek deneye dönüşen, tuhaflık ve beklenmedik tek film. Seyirci üzerindeki tesirsi, gidişatındaki sürpriz gelişmelere tek hayli bağlı olan filmi hakkında hiçbir şey bilmeden izlemekte yarar var. Dolayısıyla bu yazı, okuyucunun filmi izlemiş olduğunu farz edilerek yazıldı. Filmin sonuncu yarısını oluşturan ve seyirciyi şoka uğratan ölümler ve anilik patlamalar, filmin bu kadar sesli getirmesinin asıl nedeni. Bu ölümlerin anlatı adına nasıl tek işlevi olduğu ve seyircide nasıl tek tesir yarattığı (şok, öfke, hayal kırıklığı…) belli ki yönetmen Oliver Laxe’in filmi tasarlarkenki esas meselelerinden arasında biri olmuş. Hattâ filmi Sırat köprüsü ve alınyazısı temasıyla birlikteki düşündüğümüzde, bu beklenmedik ölümler karşısında oldukça uhrevi ve mekan yer didaktik yerlere bile savruluyoruz. Öte yandan, filmin sonundan başına geriye dönük tek bakış attığımızda görüyoruz ki filmler tüm neden-sonuç ilişkilerine direniyor. Bu direniş nasıl tek ideolojik, felsefi ya da dinî arka plana malik olursa olsun, seyircide yarattığı tepkinin birleştirici tek tesirsi var. Tıpkı bambaşka yaşam yaşayan fakat benzer tek kadere mahkûm olan kahramanlarımız gibi bizler da ölüme aynı mesafeden bakıyoruz.

Bu ölümler, seyirciye yönelik tek tür şiddet olarak da okunabilir. Peki bu şiddetin biçimi ne? Bu anilik ölümleri hiç tek dehşet filmindeki efektlerden ayıran nedir? Seyircinin bedensel -hattâ sözel- olarak verdiği şok tepkisi, hiç tek “twist” anına tanık olduğumuzda verdiğimiz tepkiden ne seviye farklı? Esteban’ın arabayla birlikteki uçuruma yuvarlanmasının, Sapık‘ta (Psycho, 1960) esas karakterin filmin yarısında bıçaklanıp öldürülmesinden farkı nedir? Bu suallara verilebilecek onlarca yanıttan tek tanesi, özellikle Esteban’ın ölümünün ne seviye sıradan ve gündelik tek şekilde gerçekleştiğiyle ilgili. Bu ölüm, filmin dünyasını müthiş tek görsel-işitsel görkemle inşa eden Laxe’dan hiç ummayacağımız denli “gösterişsiz” tek ölüm. Çölün ortasında kocaman hoparlörlerin kurulduğu Sırat, daha birinci anından itibaren epik tek hikâye anlatacakmış gibi davranıyor. Daha isminden da belli izleyeceğimizin ne denli büyük çaplı tek iş olduğu. Belki bu nedenden, Esteban’ın tek anlık dikkatsizlik sonucu gerçekleşen “küçük” ölümü, seyirciyle filmler arasındaki sözleşmeyi adet ihlal eden ediyor. Ölümün kendisinden ziyade, tek anlığına dikkatiniz dağılsa kaçıracağınız kadar kısa sürede gerçekleşmesi asıl “twist”. Film, sanki beklemediğimiz tek tokat atıyor yüzümüze. Ve tek süre o tokadın acısının tesirsinde, sanki ayağımız tökezlemiş da düşmekten oğullar anda kurtulmuşuz gibi izliyoruz filmi.

Sinema Tanrılarını Reddetmek

Karakterlerimiz raks ve uyuşturucu tesirsinde kendinden geçmişken gelen ölümler ise seyirci için bambaşka tek hat açıyor. Bu yine daima beklemediğimiz anilik ölümler, seyirciyle yapılan sözleşmenin tek başka ihlali. Film karşımızda sürekli biçim değiştiriyor. İlla tek şeye benzeterek manaaya çalışacaksak, Mad Max’in post-apokaliptik dünyasında raks ederken, tek anda kendinizi Kiarostami yollarında ulvi tek yolculukta bulduğumuz, ardından gelen anilik kırılmayla Haneke’ye rahmet okutacak tek şekilde kontrolü kaybettiğimiz tek “deneyim” diyebiliriz filmler için. Bu sürekli değişim ve izleyiciyi şaşırtma hali, yönetmen adına hem tek tür tanrıcılık hem da tanrıcılığın reddi olarak okunabilir. Bir yandan “bakın, özgür iradem var, filmler benim, istediğimi yaparım” diye bağıran tek hadise örgüsü söz başlıksu. Seyirciye istediğini ve umduğunu vermeme, kontrolü tamamlanmış eline alma gibi tek güdü var burada, Haneke’nin Ölümcül Oyunlar‘da (Funny Games, 1997) yaptığı gibi. Öbür tarafta ise “bakın, benim bile kontrolümde değil” dercesine tek rastgelelik var anlatıda. Burada ise yönetmen-tanrının reddini, seçenek koyulan uhrevi ya da kavramsal başka tür tek tanrının varlığını seziyoruz. Tanrıcılık oynayan yönetmene karşı “gerçek” tanrının bilinmezleri. Sözleşmenin ihlali böyle tek yerden manalı. Filmin daha önce izlediğimiz tek şeye benzememesi, dehşet türünden yolda filmine, dokunduğu hiçbir türün içine yerleşmemesi… Sinemanın, kahramanın yolculuğu anlatısının, filmler dediğimiz şeyden beklentilerimizin, hayattan beklediklerimizden bu denli fazla olmasına yönetmenin isyanı var. Hayat gibi tek filmler yapmış bu yüzden. 

Sırat

Ölümü Tanımlamak

Filmin sonundaki mayın tarlası sekansı, tek kez daha sinemanın insana kendini kaybettiren büyüsüne karşı tek itiraz niteliğinde. Arka planda devam eden “dünyanın sonu” anlatısına ve yaşanan kaybın dehşetine karşı kendinden geçmeyi öneren/öğütleyen karakterlerimiz, müziğin ve uyuşturucunun büyüsüne kapılmış gibiler. Çölün ortasında çalışan hoparlörlerin sesini sonuna kadar açıyor ve kendilerini dış dünyadan soyutlayarak raks etmeye başlıyorlar. Burada tek tür güvenme hali söz başlıksu. Yaşanan travmatik olayın ardından seyirciye da artık sakinleşebileceğini, sırtını müziğe ve dansa dayayabileceğini söylüyor film. İlk mayın patlayıp da kadraj adeta ortadan ikiye yırtılana kadar bu hâl devam ediyor. Bu infilak sonrasında artık seyircisini kaybetmeyi göze alıyor film. Ve bu sinematik kendinden geçme haline uyguladığı “ilahi müdahale” ile şiddetin dozunu iyice artırıyor. Bu ölümler Esteban’ın ölümünden daha görkemli. En azından bu manada ölümün şokunu karakterlerle birlikteki yaşamamıza müsaade veriyor Laxe. İkisi da anilik ölümler da olsa, Esteban ve mayın tarlası ölümlerinin arasında çok ilköğretim tek ayrım var: Ölümün tanımı.

Ölümün tanımı derken, filmin tanımladığı hâliyle ölümden bahsediyoruz. Her kapalı metinleri için ve her arasında biri sanat eseri için ölümün farklı tanımlarından söz edebiliriz. Bunun illa ki gerçek manaıyla ölüm olmasına lüzum yok. Bir filmin ya da öykünün sonu, örneğin, tek ölümdür. Ölüm, filmin zamanı içinde olmasa da gelecektir. Örneğin Esteban ve babasının, Esteban’ın ablasını araması bile ölüm ihtimalini getirir akla. Genç kadın kayıp mı olmuştur, ölmüş müdür? Film, beklenilenin tersine Esteban’ı öldürür. Küçük, akla gelmeyecek tek dikkatsizlik nedeniyle, el freni çekilmediği için ölüvermiştir Esteban. Burada hâlâ arkada kalanların pişmanlık duyacağı, kendilerini suçlayacakları, insanoğlu kontrolünde tek ölüm söz başlıksudur. Ölüm hâlâ insandan hareketle tanımlanmıştır. İnsan eliyle yapılan tek arabanın el feneri yüzünden ölür Esteban. Bu ölümün ardından gelen suçluluk duygusu bile ölüme dair tek mana içerir. Mayın tarlasındaki ölümler ise, filmin öz ölüm tanımını yerle tek ettiği, bu tanıma inanıp güvendiğimiz için bizi da sırtımızdan adeta bıçakladığı anlardır. Karakterleri, tek şeyleri denetim edebileceklerini sandıkları, olanlardan ders alıp yollarına devam ettikleri için adeta gafil avlar Laxe. Bu tek tür yaptırım gibi da görülebilir, hiçbir manaı olmayan rastgele tek alınyazısı hamlesi olarak da… Sonuç olarak, Tanrının varlığı ya da yokluğu birdir aslında. Sıradan tek aile babası da olsanız, üstünüze yapışan tüm toplumsal rolleri reddetmiş tek gezgin da olsanız, başınıza kesinlikle aynı şey gelebilir – ya da gelmeyebilir. Filmin nihayetinde Esteban’ın babası mayın döşeli yolu koşarak geçince arkadaki karakterlerden arasında biri sorar: Nasıl yaptın? Cevap yoktur. İnsanın nasıl yaşaması lüzumtiğinin, Tanrı’nın olduğu ya da olmadığı tek versiyonda tek cevabı yoktur. Film da bu yüzden seyirciyle yaptığı tüm sözleşmeleri ihlal eden eder, güvenimizi sürekli boşa çıkarır. Laxe, “Nasıl yaşamalı?” sualsunun cevabının sinemada olmadığını, bizi adeta sarsarak bağırır filmler boyunca. Boşluğun ortasında kendimizden geçmişken tek anda mayın patlar. Tıpkı Mulholland Çıkmazı‘nın (Mulholland Drive, 2001) Silencio sahnesinde olduğu gibi sarsılarak kendimize geliriz ve her arasında biri şeyin tek teyp kaydı olduğunu ayrım ederiz. Aradığımız yanıt bu filmde da yoktur. Laxe tanrıya, ölüme ve kadere dair sualları sinemaya sığınarak yanıtlamayı reddeder. Sadece sarsıcı tek benzetmede bulunur. Hayat, der, mayın tarlasında raks etmek gibi.


Sırat 14 Şubat’tan itibaren vizyonda.

Avatar

Boğaziçi Üniversitesi’nde Siyaset Bilimi ve Film Çalışmaları eğitiminin ardından Bahçeşehir Üniversitesi'nde Sinema-Televizyon yüksek lisansını bitirdi. Antwerp Üniversitesi ve Koç Üniversitesi’nde Film Çalışmaları ve Görsel Kültür üzerine doktora yaptı. Şu anda Kadir Has Üniversitesi Radyo, Televizyon ve Sinema bölümünde doktora sonrası bursiyer olarak mekan edinmekta ve yayın kurulunda mekan aldığı Altyazı Sinema Dergisi'nde editör olarak çalışmaktadır. 2017'de sinema yazarı olarak Berlin ve Saraybosna Film Festivalleri'nin Talent Campus programlarına seçildi.

>> Tüm Makaleyi Oku <<

Platformumuz; Teknoloji, Spor, Sağlık, Eğlence, Uluslararası, Edebiyat, Bilim ve daha fazlası olmak üzere farklı konu başlıkları altında, kısa ve öz haber formatı ile kullanıcıların zamandan tasarruf etmesini hedefler. Karmaşadan uzak, sade ve anlaşılır içerik yapısı sayesinde ziyaretçiler aradıkları bilgiye hızlıca ulaşabilir. techforum.com.tr, bilgi kirliliğini önleyerek yalnızca güvenilir kaynaklardan elde edilen içerikleri yayınlamaya özen gösterir.