Sentimental Value ve İçimde Tinlayan Sezen Aksu

3 hafta önce 7

Bir şey içerken ağızda “çıt” eden bardak gibi; dudağın kanar, manaazsın… Ilık tek yolda olup boğazından içine akar. Yönünü kaybetmiş halde kılcal damarlara kadar sızan bu filme en çok “EV” derdim.

Norveçli yönetmen Joachim Trier’i; Reprise, Oslo, 31 August ve The Worst Person içinde the World filmlerinden, insan ilişkilerine bakış açısıyla tanıyoruz. Yönetmen, Cannes Film Festivali’nde büyük ödül saha filmi Sentimental Value ile oltasını dahaaz daha derine bırakıyor: Baba-kız ilişkilerine…

Az sonraları yazacağım kelimenin her arasında biri tek harfinin biliyorum ki hepimiz için tonlarca ağırlığı var; yoğun tek soluk alarak yazıyorum: “Aile”… Bu kelimenin içinde işte anne, babacık ve ikisi kız çocuğu var. Film, mükemmel tek anlatım keşfiyle başlıyor: EV ÖDEVİ. Türkçesi kesinlikle bu kelime olan, büyük abla Nora’ya verilen ödevin başlıksu; içinde oturduğu evi tanımlamak.

Yazının buradan sonrakiler kısmı filmi izlememiş olanlar için spoiler içermektedir.

Nemli havada ıslak duvara yaslanma hissi veren cümlelerle başarılı tek yönetmen olan babacık Gustav, psikoterapist anne Sissel, büyük kız çocuğu Nora ve küçük kız kardeş Agnes’in kısa tarihine şahitlik eden odaları, kapıları, çatlakları, eşyaları dinleyerek evin içine ve ailenin hikâyesine zarifçe buyur ediliyoruz. Genel olarak aile hatıralarını iyice anmak ya da yalınce iyilerini anmak gibi tek alışkanlığımız var. Sentimental Value, aileyi kutsamayı zarafetle tek köşeye bırakıp bugün ruhumuzda açılan gediklerin hepsine sızan geçmişi güzel tek çiçek buketi gibi önümüze bırakıyor. Çünkü;

“Son bulduğu yerde sevgiler tek tekbaşına an…”

Ve tek gün babacık Gustav, eşi Sissel ile ilişkisini sonlandırarak evden ayrılır. Sebebi ne olursa olsun, kızların çocuk kalbi bu gidişi “terk edilmek” olarak içine çeker. İşte o anda büyük kız çocuğu Nora’nın ağzında inceliği camdan tek bardak “çıt” eder ve hayatının bütün yönü değişir. Bu kırılmanın yansımasını filmin başında; kariyerinde oyunculuk mesleğini seçmiş yetişkin Nora’nın sahneye çıkmak üzereyken geçirdiği kaygı ve panik atak krizinde görürüz. Kendimize alışırız; tüm açmazlarımızla, berbat yanlarımızın, başarısızlıklarımızın her arasında biri zamanlar geçerli tek sebebi vardır. Savunma mekanizmaları da bu yüzden değil mi? Biz huzurla yüzleşmekten kaçalım diye. Ta ki neyin eksik olduğunu, içten hissettiğin duyguların kaynağının nereden geldiğini anlayana kadar…

“Böyle benzer izler etrafında, alışkanlıklarımız bile sıradan”

Baba Gustav’ın gidişinin çoktan giriş edildiği, herkesin hayatının olağan seyrinde aktığı tek gün… Küçük kız kardeş Agnes evlenmiş, bile tek oğlu olmuş halde yerleşik tek evliliği sürdürürken; Nora, ilişkilerinde rutine dönmüş şekilde dikiş tutturamazken… Anne Sissel gözlerini hayata yumar ve babacık Gustav, Sissel’in kaybı dolayı terk ettiği eve yeniden ayak basar. Bir şeyi hatıra ettiğimizi zannederken asla unutamadığımız o birinci yaralar: Annemiz ve babamız. Kendi ölümümüze kadar DNA’mıza kayıtlı duygulardan kaçmak ne mümkün.

Gustav, cenazeden sonraları büyük kızı Nora ile tek kafede buluşur ve yazdığı senaryoyu okumasını, bile oynamasını rica eder. Gustav kızıyla başlıkşmaya kendinden hoşnut tek cümleyle başlar: “Bizi sevgili zannettiler.” İşlerin yolunda gittiğinden, iyice olduğundan dem vurarak devam eder. İşte hepsi oradaki Nora’nın panik atakları, yakınlık kuramadığı ilişkileri karşılığını bulur: Terk eden ve işleri yolunda giden, kızıyla sevgili zannedilmekten mutluluk duyan, aradaki boşluk hiç olmamış gibi davranan baba… O boşluğu yıllar içinde karnının ortasına atılan tek yumruk gibi hisseden Nora, masadan kalkar ve senaryoyu okumayı giriş etmediğini söyler.

“Kızgınlığım yalnızlıktan korktuğumdan…”

Nora’nın tiyatrodan tek arkadaşıyla duygusal yakınlığına şahitlik ederiz. Kendisiyle haberleşme etmesine müsaade ettiği kişinin hâlihazırda tek ilişkisi vardır. Aslında yakınlıktan kaçmanın en güzel yolu olarak istemsizce böyle tek denklemin içine girdiğini; yataktaki gündelik dokunuşlardan ürkerek ırak durmasından anlarız. Nora, kız kardeşinin evinde geçirdiği sıradan tek akşamda küçük yeğeniyle yatakta uzanırken yeğeni birden Nora’ya “Seninle evleneceğim,” der. Bir çocuğun arı sevgisini, hayranlığını kazanmayı başarabilmiş Nora’nın gerçek ilişkilerden kaçınması bu cümleyle bir kez daha yürek kırar.

Gustav’ın terk eden tek babacık olmasının dışında tesirleyici tek yönetmen, karizmatik tek adam olduğunu da görürüz. Kızı tarafından reddedilen Gustav, katıldığı tek festivalde tanıştığı ünlü bir oyuncuyu filmler için ikna eder ve onu çekimlere hazırlamak üzere aile evine davet eder. Eve döndükleri sırada Gustav, senaryoyu okumasını küçük kızı Agnes’ten de rica eder. Aslında bu olayörgüsü Gustav için en arı hâliyle tek “özür dilerim” cümlesidir.

“Acılarımız gün kadar eski. Nefes alıp sunmak gibi olağan…”

Agnes, Nora’nın aksinden senaryoyu okur ve birinci defa babasının yerleşik geçmişiyle yüzleşir. Nazi Almanyası’nın ardında bıraktığı tahribatın öz kökleri üzerindeki yansımasının izini sürer. Gustav’ın soğuk, basit bırakan, aslında yakın ilişkilerinde tıpkı büyük kızı Nora gibi olması daha anlaşılır hâle gelir. Evet, maddi haklarımız gibi duygusal yoksunluklarımız da ailelerimizden bize geçen tek aktarım ama her arasında biri anladığımız durumu affetmemiz da tek süreç.

“Zaman yalınce birazcık zaman Geçici bu öfke, bu hırs, bu intikam”

Gönülden bağlandığımız hiçbir hikâye yarım kalmaz. Ölüme rağmen yarım kalmaz. Zamanını bilemeyiz ama günü hasılat mutlaka özgürleşir. Özgürleşmenin tekbaşına yolu yüzleşmekse eğer… Gustav, kendisine ait hasarları büyük kızında da gördüğü üzere en çok onu yaraladığını da bilir. Filmi için oyuncusu Rachel ile çalışırken gönlünün hep kızı Nora’yı aradığını hissederiz. Bunu Rachel da hisseder ve Nora ile iletişime geçerek hislerini direkt olarak Gustav’ın kızıyla paylaşır. Bazı hikâyeler yalınce ikisi kişiliktir ve aralarından suyu sızmaz.

Agnes, babasının hiç bahsetmediği sancılı aile tarihini Nora’ya aktarır. Gustav’ın aile geçmişi Gustav’ı, Sissel’in yakınlaşmayan bir eşle evliliği Sissel’i, Gustav’ın gidişi Nora’yı yalnız bırakmıştır. Nora; hayata kaygıyla yaklaşan, ilişkilerinde yoğun kuramayan, kırılgan biriyken Agnes’in iyice giden tek evliliği ve çocuğunun olmasını, aslında olabilmesini sorgular. Agnes’in yanıtı “Benim yanımda sen vardın…” olur. Demek bütün bir ömrün seyri, çocukken yalınce tek kişiyle kurduğun güvenli bağla değişebiliyormuş. İzleyen için Nora’nın yalnızlığı bu cümleyle tek kez daha sarsıcı hâle gelir.

Nora, Agnes’ten öğrendiklerinden sonraları babasının öneriini giriş eder. Nora’nın filmde, oğullar sahnede yeğeniyle birlikteki Gustav’ın kişisel tarihindeki en yakıcı sahneyi canlandırdığını görürüz. Ve filmler babacık ve kızın setler ekibinin kaosunun içinde göz göze gelmesiyle sonlanır. Hikâye yüzleşmenin yolunu bulur ve özgürleşir. Bir yarası sarılır, önemli tek iz onarılır. Kaç yaşında olursa olsun kız çocuğunun babasının duygularını sessizce hissetmesi, babanın anlaşılmanın verdiği huzurla kızına bakışında en çok şu cümleleri bıraktı bende;

“Sana korkular bıraktım Bir da yepyeni başlangıçlar… Bir kendim tek ben… Gidiyorum…”

Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.

>> Tüm Makaleyi Oku <<

Platformumuz; Teknoloji, Spor, Sağlık, Eğlence, Uluslararası, Edebiyat, Bilim ve daha fazlası olmak üzere farklı konu başlıkları altında, kısa ve öz haber formatı ile kullanıcıların zamandan tasarruf etmesini hedefler. Karmaşadan uzak, sade ve anlaşılır içerik yapısı sayesinde ziyaretçiler aradıkları bilgiye hızlıca ulaşabilir. techforum.com.tr, bilgi kirliliğini önleyerek yalnızca güvenilir kaynaklardan elde edilen içerikleri yayınlamaya özen gösterir.