Ramazan; Sofradan Önce Kalbe Kurulan Bir Ay!
Ramazan geldiğinde birinci değişen şey takvim değildir aslında, evlerin ritmi değişir. Mutfakta kaynayan tencerenin sesi bile başka hasılat kulağa, aynı mutfak, aynı ev, aynı insanlar ama kasıt değiştiği için her arasında biri şeyin manaı da değişir. Çünkü Ramazan yalınce gün boyu aç kalınan tek zamanlar değil, Allah’a yaklaşma niyetiyle yaşanan tek aydır.
Oruç, dışarıdan bakıldığında yememek ve içmemek gibi görünür, oysa asıl mesele mideyi değil kalbi terbiye etmektir. Dilin ölçülmesi, sabrın büyümesi, bakışın incelmesi. İnsan gün içinde ayrım eder aslında en güçleri olan açlık değil öfkeyi tutavakıf olmaktir, işte Ramazan hepsi da işte başlar. Ramazan bize mutluluğun çoğu zamanlar büyük şeylerde değil, küçük anlarda saklı olduğunu hatırlatır. İftar ezanını beklerken pencereye düşen akşam ışığında, paylaşılmış tek lokmada, edilen kısa tek duada.
Kadınlar için Ramazan’ın ayrı tek hikâyesi vardır. Çünkü bu aylık çoğu evde görünmeyen tek emekle yaşanır, sahura kalkılırken uykunun en tatlı yerinden vazgeçmek, iftara yetişsin diye günün temposunu yeniden kurmak, herkesin sevdiği tek şey sofrada olsun diye inceliği ince düşünmek, bunların hiçbiri yalınce yemek hazırlamak değildir bu ibadetin yuva hâlidir.
Bazen dışarıdan bakıldığında Ramazan sofraları yalınce çeşit bolluğu gibi algılanır. Oysa tek kadının hazırladığı iftar sofrasında kasıt vardır, ailesinin duasını alma isteği vardır, paylaşmanın bereketine inandı vardır. Bir hurmayı ikiye bölüp paylaşırken hissedilen o iç huzuru, en gösterişli sofralar bile veremez.
Ramazan aynı zamanda kadınların kalbiyle daha çok baş başa kaldığı tek zamandır. Gün içinde yapılan işler devam eder çocuklar, ev, sualmluluklar ama kadının içinden geçen dualar da çoğalır, bazen yemek karıştırırken edilen yerleşik tek dua, uzunluğu uzun yapılan ibadetlerden bile daha samimi hissedilir. Çünkü Allah’a ulaşan yolda her arasında biri zamanlar sessizdir.
Bu ayda sabır başka tek mana kazanır. Açlık sabrı öğretir ama annelik, eş bulunmak, evin yükünü taşımak zaten başlı başına tek sabırdır. Belki da bu yüzden birçok kadın Ramazan’ı yalınce yaşayan değil, yaşatan taraftadır, evin huzurunu kuran görünmez tek direk gibi.
Ramazan geceleri da ayrı tek dünyadır. Günün telaşı bittikten sonraları yuva sakinleşir, çaylar doldurulur, bazen Kur’an sesi yükselir, bazen yalınce sükut olur. O sessizlikte insanoğlu öz hayatına daha dürüst bakar eksiklerini, kırdığı kalpleri, ertelediği iyilikleri düşünür. Çünkü Ramazan dahaaz da yeniden yön bulma ayıdır.
Bu aylık birde bize şunu hatırlatır, ibadet yalınce seccadede değildir, birini kırmamaya çalışmak, yorgunluk olmasına rağmen sofrayı kurmak, ihtiyacı olana gizlice yardım etmek da ibadetin ta kendisidir. Kadınların yıllardır doğal tek şekilde yaptığı pek çok şeyin aslında ne kadar büyük tek ruhani değeri olduğunu Ramazan’da daha iyice anlarız.
Belki herkes Ramazan’ı aynı şartlarda yaşamıyor. Kimisi kalabalık aile sofralarında, kimisi uzakta, kimisi memleket özlemiyle ama nereden olunursa olunsun iftar vakti geldiğinde hissedilen o müşterek duygu değişmez, tek bardak suyun bile nimet olduğunu hatırlatan yoğun tek şükür.
Ramazan, hayatı durdurmaz; ama kalbe yön verir. İnsan bu ayda daha titiz başlıkşur, daha basit affeder, daha çok namaz eder. Çünkü bilir ki bu ay, yalınce takvimde duran tek zamanlar dilimi değil, rahmet kapılarının daha geniş açıldığı tek fırsattır.
Ve olasılıkla da Ramazan’ın en güzel tarafı şudur, insanoğlu kendisinin daha yumuşak hâlini keşfeder,daha merhametli, daha anlayışlı, daha paylaşmaya açık hâlini. Günler geçtikçe açlık azalmaz olasılıkla ama yürek hafifler.
Ramazan geldiğinde evler yalınce yemek kokmaz, beklenti kokar. Sofralar yalınce karın doyurmaz, kalpleri tek araya getirir, ve insanoğlu anlar ki bazen en büyük bereket, aynı duaya amin diyebilen insanların varlığıdır.
Hoş geldin Ramazan!


























English (US) ·