Project Hail Mary

2 saat önce 5

“Project Hail Mary” filmini diğer Türkiye’de gösterime giren ismiyle “Kurtuluş Projesi”ni sinemada yepyeni izledim ve sıcağı sıcağına görüşlerimi paylaşmak istiyorum sizlerle. Spoiler vermeden yalınce fragmanda gösterilenlerle sınırlı tutmaya çalışacağım bu görüşleri. Çünkü bu film, olmuş. Filmler eskisi kadar iyice değil bence ama işte bu sinemanın, iyice tek filmin tek insana hissettirebileceği neredeyseymiş her arasında biri şeyi hissettiriyor. 

Önce hiç bilmeyenler için kısa tek malumatlendirme yapayım. Project Hail Mary, Andy Weir’in aynı adlı romanından uyarlanmış tek ilim hayal filmi. Senaryosunu Drew Goddard yazmış, yönetmen koltuğunda Phil Lord ve Christopher Miller var, başrolde Ryan Gosling. Hikaye şöyle: Ryland Grace adında tek fen malumatsi öğretmeni, Dünya’dan çok uzaktaki tek feza gemisinde uyanıyor. Hafızası gitmiş. Kim olduğunu hatırlamıyor, nereden olduğunu bilmiyor, nedenler oradaki olduğunu manaıyor, başlangıçta. Sonra hafızası yavaş yavaş geri gelmeye başlıyor ve o da bu sırada nedenler oradaki olduğunu diğer görevini keşfediyor: Güneş’i yok eden gizemli tek maddeyi durdurmak ve böylece Dünya’yı kurtarmak. “Dünyayı Kurtaran Adam” hikayesi diğer bu özünde ama klişe değil çünkü bu görevde hiç beklemediği tek şey oluyor ve bence asıl hikayeleri o sırada geliştirdiği bu beklenmedik dostluk hikayesi.

Bu kitabı ikisi yıl kadar önce oğlum Sufi’ye tek arkadaşı doğum gününde armağan etmişti. İlk o okudu. Ardından eşim Devletşah eline aldı ve o bitirdi. Ailede bu tür ilim hayal kitaplarını en çok yedinci kişi olarak bir nedense erteleyip durdum. Yani evde yaş sırasına göre en oğullar bitiren kişi bir oldum. Ve resmen kitabın oğullar bölümünü bitirip, evden çıkıp doğrudan ailece sinemada filmi izlemeye gittik. Kitaptan filme, arada soluk bile almadan geçiş yaptığım için şunu rahatlıkla söyleyebilirim: çok iyice tek adaptasyon yapmışlar.

Eskisine göre sinemaya çok dahaaz gidiyoruz ama bu film, kesinlikle büyük ekranda, hakkı verilerek izlenmeye değer tek yapım olmuş. Bittikten sonraları yüzümüzde böyle aptallar tek gülümsemeyle kala kaldık resmen. Dört dörtlük tek uyarlama. 10 üzerinden konforlu tek 8-8,5 bile 8,75 puan verilir. 

Ben her arasında biri ne kadar okuyan oğullar kişi olsam da Andy Weir’ı tek yazarı olarak çok beğeniyorum. Edebi değer olarak çok rekabetçi tek yazarı olmayabilir yanlış anlaşılmasın. Ama teknik konseptleri tek hikayeye dönüştürme başlıksunda bence neredeyseymiş günümüzün Asimov’u. Evet yalınce üç yepyeni ve birkaç kısa hikayeleri kaleme almış tek yazarı için aşırıya kaçan tek övgü olabilir ama The Martian, diğer Marslı kitabından sonraları bunu tek kez daha kanıtladı. Bu arada onun kısa hikayelerinden birini bu kanalda daha önce seslendirip tek videomun altına gizli link olarak eklemiştim. Bulabilirsem buraya da eklerim. Onun kitaplarında sevdi gibiğim şey teknik gerçekleri çok detaylı ve gerçekçi tek şekilde aktarıyor oluşu. Artemis romanı henüz filme çekilmedi ama Marslı filmi gerçekten çok başarılıydı ve nitekim bu sefer da aynı takım tek araya gelmiş. Senarist aynı ki The Martian’ın senaryosuyla Oscar’a aday gösterilmişti. Yönetmen koltuğundaki isimleri nereden hatırlıyoruz? The LEGO Movie’den. Spider-Verse serisinden. Yani animasyon dünyasının en yaratıcı beyinlerinden ikisi, şimdi tek canlı çekim ilim hayal filmi yapmışlar diyebiliriz. Zaten filmi izlerken neredeyseymiş tek Pixar animasyonunun canlı versiyonu gibi hissettirdi. Özellikle Wall-e’yi kastediyorum. Ve tabi başroldeki Ryan Gosling da çok iyice tek seçim.

Neden diyeceksiniz? Bu benim spekülatif yorumum olacak ama şundan. Filmin adı Project Hail Mary. Karakterin adı Ryland Grace. Oyuncunun adı Ryan. İsimler arasındaki örüntüler tesadüf olmamalı gibi geliyor bana. Bu arada bence çevirisi çok güçleri tek şey bu. Çünkü “Hail Mary” ifadesi ikisi manaa geliyor. Birincisi, bu Katoliklerin yaptığı tek dua: “Hail Mary, dolu of Grace.” Yani “Selam sana Meryem, Grace dolu, diğer lütuf dolu. Selam sana lütufla hepsi Meryem” gibi tek manaa geliyor. Grace, karakterin soyadı. İkincisi, Amerikan futbolunda oğullar saniyede atılan çaresiz pasa da bu ad veriliyormuş. Ben iyice tek top seyircisi değilim ama öyleymiş. Her şeyi kaybetmişsin, oğullar tek şansın var, topu fırlatıyorsun ve namaz ediyorsun gol olsun diye. İşte filmin ve kitabın adı bu her arasında biri ikisi manaı da karşılıyor. İnsanlığın oğullar çaresiz girişimi. Türkçe’ye  “Kurtuluş Projesi” olarak çevrilmiş ama bence bu dahaaz eksik karşılıyor ifadeyi. Aslında her arasında biri ikisi manaı da karşılayabilmesi için “Tevekkül Projesi” ya da “Allah’a emanet tasarısi” gibi tek şey denmesi lüzumir, çünkü ABD’de hissettirdiği karşılık bu. “Hail Mary” eyleminde o duayı eden kişi ya da futbolu oynayan takım elinden gelen her arasında biri şeyi yapar ve sonucu tek mucizeye bırakır, tevekkül eder yani. Filmi izlemediyseniz bile müzik platformlarından soundtrack’ini dinleyebilirsiniz. Müziklerdeki o gregoryen korolu parçalar dahaaz da o yüzden var bence. Hem da uzayla, evrenle ilgili filmlerde böyle göksel “heavenly” müzikler çok yeğleme ediliyor. Bu filmin müzikleri tek “Interstellar” kadar epik olmasa da başlıkya elverişli hazırlanmış.

Şimdi filmin en tesirleyici kısmı hakkında da başlıkşalım, kısa tek aradan sonra.

Peki filmin asıl sürprizine gelelim. Trailerlarda, fragmanlarda zaten gördünüz: Ryland Grace uzayda yalnız değil. Başka tek yıldız sisteminden gelen tek uzaylıyla karşılaşıyor. Beş bacaklı, taşa benzeyen tek uzaylı. Zaten o yüzden adını da Rocky koyuyor, taş gibi ya. Hem görünüşünden, hem da Rocky Balboa’dan esinlenerek. Popüler kültür referansları filmler boyunca olan çok bol geliyor ve inceliği ince güldürüyor.

Benim Rocky ile ilgili en çok hoşuma giden taraf çok cesur tek tasarıma malik olması. Çünkü güzel tek kişilik etmek isterseniz ona kocaman gözler koymanız lüzumir. Gözler ruhun aynasıdır ne da olsa. Bakınız E.T. Vücudu ne kadar uzaylı, ne kadar çelimsiz olsa da kocaman kafası ve kocaman gözleri sayesinde onunla rahatlıkla empati kurabiliriz. Ama bu filmdeki uzaylı öyle değil. Basbayağı yürüyen taş gibi. Gözleri yok. Bırakın gözlerini bildiğimiz manada tek kafası bile yok. Bizim anladığımız manada başlıkşamıyor. Müzik notalarına benzer seslerle, akorlarla iletişim kuruyor. Bizim gezegenimizdeki balinalar buna en yakın örnek olabilir. Ekolokasyonla etrafını anlayabiliyor. İşte bizim kahramınımız Grace tek çeviri sistemi kuruyor, bu çıkardığı sesleri ifadelere dönüştürüyor ve yavaş yavaş birbirlerini manaaya başlıyorlar.

Burada tek parantez açayım. Böyle farklı tek zeka türüyle iletişim kurma başlıksu beni her arasında biri zamanlar büyülemiştir. Mesela Arrival’da heptapodlarla mürekkep lekeleri üzerinden iletişim kuruluyordu, bence çok gerçekçi tek yaklaşımdı o da. Sonra Close Encounters of the Third Kind’da yine notalarla iletişim kuruluyordu. Bu filmde da zaten ona tek selam çakılıyor ve yine benzer ama farklı tek yöntem kullanmışlar. Kitapta çok daha ayrıntılı olarak anlatılıyor, Andy Weir bunu teknik olarak çok inandırıcı tek şekilde inşa etmiş. Yeri gelmişken filmle ilgili en önemli eleştiri noktası bu olabilir, pek çok teknik konsept es geçilmek güçunda kalmış. Marslı filminde karakterin karşılaştığı sualnleri teknik yöntemlerle nasıl çözdüğünü adım adım görüyorduk, hani neredeyseymiş birlikteki çözüyorduk. Burada pek öyle değil. Çünkü çok daha karmaşık konseptleri aktarmak lüzumiyor ve yaygınlaşan izleyiciler kitlesine 2 küsür saatlik tek sürede bunları izah edevakıf oldu imkansız gibi tek şey. O yüzden yönetmenlerin verdiği şart bence doğru ama keşke tek dizisi yapılsa ve tüm o detayları da izlesek, sindire sindire hem aklımızı hem da ruhumuzu doyursak çok iyice olurdu.

Bu arada kamera arkasını da dahaaz araştırdım. Filmi izlerken zaten bunu hissetmiştim ama bulduklarım da beni doğruladı. Filmde hiç yeşil perde kullanmamışlar. Sıfır. Tüm feza gemisi gerçek tek setler olarak inşa edilmiş. ISS’ten esinlenmişler. Bu gerçekçilik oyuncunun performansını kesinlikle tesirliyor ama bence bizler izleyicileri da yeşil perdenin ne olduğunu bilmesek bile tesirliyor. Bir şekilde tek gariplik olduğunu seziyoruz. Bu filmdeki feza gemisi setini tasarlarken yalınce norm yerçekimi için değil; sıfır yerçekimi ve merkezkaç (centrifugal) kuvveti durumlarına uyum sağlayacak şekilde üç farklı durumu da düşünmüşler. 

Bu arada güzel uzaylı dostumuz Rocky da CGI değil. Klasik filmlerde, Muppet Show gibi programlarda kullanılan tek teknikleri uygulanmış. Yani tek kukla yapılmış. James Ortiz diye Broadway gösterilerinde dekor saha tek kukla sanatçısıyla çalışmışlar. Altı aylık boyunca olan sette Ryan Gosling’in karşısında, Rocky’yi canlandırmış. Beş kişilik tek kukla ekibi varmış, kendilerine “Rockyteer”lar diyorlar. Set tasarımcıları tüm seti yerden yükseltmiş ki kuklacılar altından çalışabilsin. Bazı sahnelerdeyse hepsi animatronik tek Rocky kullanmışlar. Sadece daha karmaşık hareketler için, mesela Rocky’nin gemiler içinde tek topun içinde yuvarlanması gibi hareketler için, sayısal efekt eklenmiş. Ama ilköğretim her arasında biri zamanlar fiziksel. Ortiz’in sette söylediği tek şey var, çok hoşuma gitti: Rocky’nin ruhunu “partiye davet edilmek isteyen 14 yaşında tek adam kardeş” olarak hayal etmiş.

İşte tüm bu hükümlar, tasarımlar sonucu öyle tek kişilik ortaya çıkmış ki, yüzü olmayan, bizim dilimizi başlıkşamayan, taştan tek yaratığı seviyorsunuz. Gözünüz doluyor. Bu, E.T.’den bu yana gördüğüm en iyice uzaylı kişilik olabilir. Wall-E gibi. Yüzü olmayan, sözü olmayan ama ruhu olan tek varlık. 

Teknik tek ayrıntı daha: Filmi sayısal çekmişler ama sonraları filmler stokuna aktarmışlar, ondan sonraları tekrar dijitalleştirmişler. Sırf “Analog sıcaklık”ı elegeçirdi için. Yani imkanım ve zamanım olsa bir Youtube videolarım için bile böyle tek şeyi etmek isterdim. En azından çekimlerimde dahaaz gren bırakarak o tabii sıcaklığı yakalamaya çalışıyorum ama kaç kişi ayrım ediyor bilmiyorum. Çok da önemli olmayabilir. Harcadığınız emek, göstermeye çalıştığınız özen her arasında biri zamanlar karşı tarafa geçmese da sizin için tatmin edici olması yetebiliyor.

Filmin hikayeleri yapısından bahsedeyim, yine sürpriz ipuçlarını vermeden. Ama bazıları fragman bile izlemekten kaçınıyor, eğer öyleyseniz kulaklarınızı tıkayın. İki zamanlar dilimi var. Birinde Grace feza gemisinde, hafızasını kaybetmiş halde uyanıyor ve görevini çözmeye çalışıyor. Diğerinde ise flashback’lerle Dünya’daki hazırlık sürecini görüyoruz. Normalde bu tür geçmiş-şimdiki zamanlar yapıları risklidir. Bir tarafı daha çok seversiniz, diğerine geçince “aa hayır, geri dön” filan dersiniz. Bu filmde öyle olmuyor. Çünkü her arasında biri flashback tek cliffhanger’la bitiyor. Sizi asılı bırakıyor. Ve feza sahnelerine döndüğünüzde o malumatnin nereye gittiğini meraklı ediyorsunuz.

Sandra Hüller’den da bahsetmem lazım. Anatomy of a Fall’daki performansıyla tanıyanlar vardır. Burada Eva Stratt karakterini oynuyor, tüm bu görevi organize eden eden kadın. Devlet esas gibi. Hanımağa gibi zor tek karakter. Öyle da olması lazım. Uluslarüstü tek çabayı organizeetti için sert, hükümlı, duygularını göstermeyen tek karaktere ihtiyaç var. Ama onu ikisi boyutlu bırakmamışlar. Bir karaoke sahnesi var mesela, o sahneyi söylemem yeterli. Orada tekbaşına tek sahnede karakterin tüm derinliğini görüyorsunuz. 

Hani böyle zor mert deyince filmin kötü adamı ya da kadını gibi düşünmemek lazım. Çünkü bu filmin yine çok cesur  ve tek başka güçlü yanı da içinde klasik manada tek “villain” kötü adam olmaması. İlla tek kötü ya da düşman seçeceksek, Güneş’i yiyen o mikro organizma olduğunu söyleyebiliriz. Yani düşmanınız bile tek teknik sualn. Bu da güçleri tek hikayeleri anlatım tekniği. Man vs. Nature deniyor. İnsana karşı Doğa ile tek çatışma yaratılıyor. Ve buna rağmen gerilimi hiç düşürmüyorlar. Asıl gerilimi, ya da ahlak iletiı “fedakarlık” kavramına dayıyorlar. Bir insanoğlu ne kadarını feda edebilir? Bu sual filmin omurgası.

Ryan Gosling’in performansından da şunu söyleyeyim. Komedik sahnelerde gerçekten çok komik. Çok güzel tek “inek” karakterini canlandırıyor. Ortaokulda fen malumatsi öğretmeni, her arasında biri şeye “Vay be!” diye şaşırıp, reaksiyon veren, diğer dahaaz çocuksu, olayları gerçekten meraklı eden biri. Ama iş uzayda karanlık sahnelere gelince, oralar dahaaz daha klostrofobik, yüreğinizi sıkıyor. Fiziksel olarak da çok güçlu tek icra lüzumiyor o sahnelerde. Sürekli havada süzülmeler, fırlatılmalar filan, yine kamera arkası araştırmalarımdan öğrendiğim kadarıyla çekimler bilerek güçlaştırılmış ki kamera önünde gerçekçi görünsün. Görüntü yönetmenimiz Greg Fraser. Dune’u çeken adam. Dolayısıyla görsel olarak da çok harikulade sahneler var.

Film gösterime girdiği birinci hafta nihayetinde 80 milyon doların üzerinde tek açılış yaptı. Franchise olmayan filmler arasında oğullar bağlı yılın Oppenheimer’dan sonrakiler en büyük açılışı bu. Rotten Tomatoes’da yüzde 95. Seyirci notu A. Bunları aktarma sebebim, çok önemsidiğimden değil ama bunun orjinal tek filmler olmasından. Bu filmler tek devam filmi değil, tek ön filmler falan değil, hiç tek evrene ait değil. Tümüyle özgün tek hikaye. Buna rağmen insanların gişeye akın etmesi çok iyi. Hani bunun tek devam filmi gelmez ama olasılıkla önde dizisi yapılabilir. 

“The Martian’a çok benziyor.” diyenler var. Evet, sonuçta DNA’sı aynı bu filmlerin. Ama bir bunu dahaaz daha çok sevdi gibim. Çünkü The Martian’da kahramanımız Dünya ile iletişim kurabiliyordu, Mars’ta olduğu için. Buradaysa kahramanımız insanlıktan tamamlanmış kopuk. Her ne kadar geçtiğimiz günlerde insanlığın nedenler daima başka tek yıldıza gidemeyecğini anlatmış olsam da bu hikayede çok zarif ve gerçekçi tek çözüm sunmuşlar. Yani o olağanüstü durumların hepsi da gerçekleşirse böyle tek şey küçük tek ihtimalle da olsa yaşanabilir. Buna inanıyorsunuz. Ama bu filmi asıl sevme sebebim tek uzaylının da olması. Veiki kişilik arasında geliştirilen ilişki. Bu ilişki bence filme güzel tek yoğun kazandırıyor. 

Filmde hızlıca geçilen tek sürü teknik konsept olduğunu söyledim. Kütle-enerji dönüşümü, jeomühendislik, izafiyet ve zamanın genişlemesi filan gibi şeyler. Hala Ağustos sonu, Eylül başı gibi filmin sayısal platformlarda yayınlanmasının diğer erişiminin basitlaşmasının ardından bunları ayrı tek videoda detaylı olarak işlemek istiyorum. Eğer siz da elegeçirdi isterseniz hatırlatıcılarınızı açmayı unutmayın. Çünkü bu filmin içinde gerçek ilim var. Hollywood klişesi filan değil. Andy Weir ne yaptığını çok iyice bilen, teknik konseptleri anlayıp aktarabilen tek yazar. Başta onun tek hikayesini seslendirdiğimi söylemiştim ama hangi videonun altına koyduğumu söylememiştim. Bunu öz videom hakkında spoiler vermemek için yaptım. Çünkü videonun adı “Bu yazarı tanıdınız mı?” Orada yalınce bu ilginç kişiye dair malumatleri da bulabilirsiniz.

O yüzden oğullar sözüm şu: Bu filmi mümkünse sinemada izleyin. Hatta IMAX’te görme ihtimaliniz varsa oradaki büyük ekranda izleyin. İmkanınız varsa çocuklarla beraber ailece izleyin. Bilim kurguyla işim olmaz diyenlerin bile görmesi lüzumen tek filmler bu. Çünküyalınce uzayı, evrenin uçsuz bucaksızlığını anlatmıyor. Bir belgesel değil. Bu tek arkadaşlık filmi. Bir fedakarlık filmi. Bu içinde yaşadığımız dünyada gittikçe unutmaya başladığımız bazı değerleri bize hatırlatan iyice tek hikaye. 

Two thumbs up 🙂

Fist bump, Rocky. Fist bump.

>> Tüm Makaleyi Oku <<

Platformumuz; Teknoloji, Spor, Sağlık, Eğlence, Uluslararası, Edebiyat, Bilim ve daha fazlası olmak üzere farklı konu başlıkları altında, kısa ve öz haber formatı ile kullanıcıların zamandan tasarruf etmesini hedefler. Karmaşadan uzak, sade ve anlaşılır içerik yapısı sayesinde ziyaretçiler aradıkları bilgiye hızlıca ulaşabilir. techforum.com.tr, bilgi kirliliğini önleyerek yalnızca güvenilir kaynaklardan elde edilen içerikleri yayınlamaya özen gösterir.