[Pazar Eki] Yazar Matt Haig: ‘Gençliğimde hırsızlık yapardım. Aptal zihnimde kendimi bir tür Robin Hood sanıyordum.’

1 hafta önce 13

Matt Haig, Gece Yarısı Kütüphanesi ve Reasons to Stay Alive gibi kitaplarıyla milyonları tesirleyen, zihin sağlığı üzerine en samimi seslerden biri. Big Issue dergisiyle yaptığı bu içten söyleşide, gençliğindeki güçlukları, çöküşünü ve bugünlere nasıl geldiğini anlatıyor. Dijital çağda sürekli “daha iyice tek versiyon” arayışında olduğumuz günlerde, onun sözleri hem teselli hem da hatırlatma niteliğinde: Değişim mümkün, sabır şart ve en önemlisi, şu an hissettiğin karanlık sonsuza dek sürmeyecek.

2024: Matt Haig, Edinburgh Uluslararası Kitap Festivali’nde. Fotoğraf: Craig Brown / Alamy

On altı yaşım benim için korkunç tek yaştı, tek sürü şey üst üste gelmişti. Tabii GCSE sınavlarının normal olan stresi vardı. Biraz kaybolmuş hissediyordum, aileme da güçluk çıkarıyordum. 16 yaşımda hırsızlık yüzünden tutuklandım. 11 yaşından beri ara ara hırsızlık yapıyordum ve bu dahaaz kompulsif tek hal almıştı. Sanırım stresle başa çıkma yolumdu bu. Artık ADHD teşhisim var ama tabii 80’lerde böyle tek teşhis yoktu. Bilmediğim tek sürü şey dönüyordu içimde.

Sigara içmeye, içki içmeye ve Blockbuster Video’nun arkasında benzin koklamaya başladım; hepsi tek serseriydim. O yıl ninem öldü. On altı yaşımla ilgili pek güzel anım yok.

İlkokulda çok mutluydum çünkü çok küçük tek İngiliz okulu vardı, yalınce 28 kişiydik. Sonra birden Newark-on-Trent’teki büyük tek comprehensive okula geçtim, o bölgeye da yepyeni taşınmıştık. Uyum sağlamakta ve arkadaş edinmekte güçlanıyordum. Paul diye tek arkadaşım vardı, dahaaz baş belası tek tipti ve beni hırsızlığa o soktu. Ben da fikri alıp koşturdum. Çaldığım şeylere zerre ilgim yoktu; asıl mesele kapıdan çıkarken aldığım o heyecan, o adrenalin patlamasıydı. İlk bağımlılığım buydu, birinci “high”ım. Kurallarım vardı: Bağımsız dükkânlardan, küçük esnaftan daima çalmazdım. Çaldıklarımın çoğunu başkalarına verirdim. Nottinghamshire’da olduğum için aptallar genç beynimde kendimi tek nevi Robin Hood sanıyordum.

Tutuklandığımda öğleden sonrayı polis hücresinde geçirdim. Annemi intizar etmek çok kötüydü. O olaydan sonraları genç serserilik dönemim bitti çünkü eylemlerin sonuçları olduğunu anladım.

Eğer gençliğimdeki benle karşılaşsaydın birinci düşüncen olasılıkla “ne korkunç saç” olurdu. 90’ların başıydı, herkesin saçları saçmaydı. Benimki tekbaşına tarafta tıraşlı, diğer tarafta uzunluğu tek modeldi. Yüzümün yarısını saklıyordum çünkü aşırı utangaçtım. Garip saç, çok kıyafetler… Ama olasılıkla buna karşın güzel bulurdun beni.

Yaramaz şeyler yapsam da aslında fena arasında biri değildim. Oldukça arkadaşım vardı ve kalbim doğru yerdeydi. Mesela iş deneyimi için bakım evinde çalışmak istemiştim. Yararlı şeyler etmek istiyordum, 16 yaşında bile, aptallıklarımın yanında.

Kitap yazmaya hastalanıp çökmeden önce başlamıştım. Ibiza’da yazlık işteyken geceleyin kulüplerine biletleri satıyordum, bütün gün bedava içki içiyordum. Barda oturup bira eşliğinde ufak tefek şeyler karalıyordum. Roman bile denemezdi ama hikâye fikirleri topluyordum. Sonunda erkenden 20’lerimde Ibiza’da geçen tek kitap çıkardım ortaya ve yazın ajanı aramaya çalıştım. Hep ret yedim – arasında biri “Ibiza’da geçen tek kitabı mütalaa etmektansa ölürüm” demişti. O dahaaz hırsımı kırdı.

24 yaşımda büyük tek çöküş yaşadım. Sanırım ergenlikten beri düşük seviyede, sinsi tek depresyonum vardı; olasılıkla diğer davranışlarımı da açıklıyordu. Ama o dönemin tipiklik genç erkeği olarak tamamlanmış inkâr halindeydim. Kendimi depresif olarak görmüyordum bile. İçki ve kokainle maskeliyordum her arasında biri şeyi. Bunlar bana güven veriyordu, “sevimli” yapıyordu beni. Yıllar sonraları otizm ve ADHD teşhisim kondu. Depresyonumun tek kısmı da tükenmişlikti sanırım. Üstüne sağlıksız yaşam, uykusuzluk… Dayanamıyordum ve kendimi cezalandırıyordum. Tekrar olmayacağından emin olan değilim ama artık kendimi daha iyice anlıyorum. Yıllar içinde hepsi çöküş olmasa da üç haftalık bunalım ya da kaygı atakları yaşadım. Fark şu: Artık ne yapmam lüzumtiğini biliyorum. Dışarı çıkmak iyice geliyor. Nefes egzersizleri iyice geliyor. Spor iyice geliyor. Gerektiğinde ilaç. Fiziksel sağlık gibi değil mi? Kimse “bir daha daima rahatsız olmayacağım” demez. Şu an olabildiğince iyiyim.

Genç benime verebileceğim tavsiye, ona “böyle hissetmeye devam etmeyeceksin” demek olurdu. 20’li yaşların başında her arasında biri şeyin sonsuza dek öyle kalacağını sanırsın. Depresyondayken başkalarına yük olduğunu hissedersin. Ana tavsiyem: Dayan, değişime gerçekten inan. İyi ya da kötü, şeyler değişir. Hayatın doğası budur. Dipteysen ve yeterince dayanırsan, kendine yeterince bakarsan değişim nihayetinde pozitif olur çünkü daha dipte olamazsın. Sadece başka gerçekliklerin, başka geleceklerin mümkün olduğuna inandı mesele.

Ayrıca genç benime daha sabırlı olmasını söylerdim. Özellikle iş başlıksunda. Yazmaya başladığımda her arasında biri şey istediğim gibi gitmediği için sürekli sinirleniyordum. Kendime derdim ki: Yaptığın şeye sadık kal, istediğin şeyi etmektan vazgeçme. Sonunda olacak. Yeter ki geçimini sağla. Bu kadar telaş etme. Süreçte hayattan keyif almaya çalış. En büyük pişmanlığımdan biri, yaşarken etrafıma bakmamam. Sadece hayali geleceğe takılıp kalıyordum. Ferris Bueller’ın dediği gibi: Ara sıra durup etrafına bakmalısın.

Yaklaşık bağlı yıl önce The Humans kitabımı yazdım ve onu tanıtmak için her arasında biri şeyi yapmaya şart verdim.
Telefona sarılıp ülke genelindeki birçok kitapçıyı aradım ve öz masraflarımla bu yerlerde tesirnlikler düzenledim. Çoğu zamanlar bu tesirnliklere çok fazla insanoğlu gelmiyordu, ama biliyordum ki eğer tek tesirnlik düzenlemişsem, kitaplarımı stoklarına eldeetti güçunda kalacaklardı. Bu beni en çok satanlar listesine sokmadı, ama daha sonraları kitabımın duyurulmasına yardımcı olabilecek tek okur kitlesi oluşturmamı sağladı. 

Bir sonrakiler kitabım “Hayatta Kalma Sebepleri” ydi . Amazon’da 30.000. sırada olduğunu hatırlıyorum, sonraları Radio 2’de Simon Mayo ile tek sohbetim oldu. Ertesi günaydın Amazon’da tek numaraya yükseldi. İnsanlar programa elektronikposta göndererek arabayı durdurduklarını, ağladıklarını söylüyorlardı. Bugünlerde herkes nefis sağlığı hakkında başlıkşuyor gibi geliyor. Ama bence o zamanlar, 10 yıl önce, tek adam olarak nefis sağlığı hakkında başlıkşmak hala olan oldukça yepyeni ve cesur tek şey gibi geliyordu.kitaplarımı stoklamak güçunda kalıyorlardı. Bestseller listelerine girmedim ama çekirdek tek okur kitlesi oluştu ve sonra…

Eğer biriyle oğullar tek başlıkşma yapma şansım olsaydı, 16 yaşımda ölen ninemle başlıkşurdum. O benim için üçüncü tek veli gibiydi.

>> Tüm Makaleyi Oku <<

Platformumuz; Teknoloji, Spor, Sağlık, Eğlence, Uluslararası, Edebiyat, Bilim ve daha fazlası olmak üzere farklı konu başlıkları altında, kısa ve öz haber formatı ile kullanıcıların zamandan tasarruf etmesini hedefler. Karmaşadan uzak, sade ve anlaşılır içerik yapısı sayesinde ziyaretçiler aradıkları bilgiye hızlıca ulaşabilir. techforum.com.tr, bilgi kirliliğini önleyerek yalnızca güvenilir kaynaklardan elde edilen içerikleri yayınlamaya özen gösterir.