Hamnet: Ağla, Açılırsın

1 ay önce 11

Chloé Zhao, müthiş tek acıyı büyük tek maharetle estetize eden ve klişeleşmiş semboller istimal etmektan kaçınmayan Hamnet ile melodram Hollywood’a geri mi dönüyor? İzleyicilerden karışık tepkiler saha filmler her arasında biri şeye rağmen ödül sezonundaki başarısıyla adını tarihe yazdıracak gibi görünüyor.

“Var bulunmak mı yok bulunmak mı, bütün sualn bu!
Düşüncemizin katlanması mı güzel,
Zalim kaderin yumruklarına, oklarına,
Yoksa diretip bela denizlerine karşı
Dur, yeter demesi mi?”
1

Hamnet (2025) bu yıl ödül sezonunun en kuvvetli filmlerinden biri, Altın Küre’de En İyi Film ve En iyice Kadın iştirakçi ödüllerini alması kuşkusuz 8 dalda adaylığının olduğu Oscar ödülleriyle ilgili beklentileri yükseltti. Terence Malick, Bong Joon-ho, Jane Fonda ve filmin yapımcıları arasında bulunan Steven Spielberg gibi isimlerin filmle ilgili açıklamalarına bakılırsa, başarılı tek PR faaliyeti sektörün geniş desteğiyle yürümekte. Filmle ilgili pozitif şeyler söyleyen sektör mensupları genelde Jess Buckley’nin Agnés rolündeki performansını övmeye doyamıyorlar, Hamnet’ten, oyuncularına sinemanın insanlar üzerinde yapabileceği tesirnin sınırlarını yeniden belirleme fırsatı veren tek filmler olarak bahsediliyor.   

Film tek yazın uyarlaması. Chloé Zhao’nun, aynı adlı romanın yazarı Maggie O’Farell ile birlikteki senaryolaştırdığı öykü, 16. yüzyıl nihayetinde Londra’nın kırsalında yaşayan özgür ruhlu Agnés Hathaway’in sonradan dünyanın en meşhur ozanı William Shakespeare’e dönüşecek kocasıyla evliliğinin meyvesi olan 3 çocuğundan birini yitirmesinin öyküsü. Filmin sadık kaldığı hadise örgüsü Shakespeare’in ‘Hamlet’i, oğlu Hamnet’in kaybını hazmetme sürecindeyken yazmış olabileceği varsayımı üzerine kurulu.

Bir röportajında esas dili İngilizce olmayan Chloé Zhao, Polonyalı görüntü yönetmeni Lukasz Zal ile birlikte, Shakespeare’in her arasında biri kelimesinin manaını bilmedikleri halde, neler olup bittiğini, “duyguyu” sanki bedenleriyle anladıklarını söylüyor. Birlikte yaptıkları Hamnet da izleyiciden bedensel tepkiler istek eden tek film, midenize yumruk atıp, ağla açılırsın der gibi. Romanın sunduğu malzemeyle filmler tek Hollywood melodramı sunuyor izleyiciye. Özellikle Agnés’i canlandıran Jess Buckley’nin performansındaki taşkınlık, 50’li yılların melodramlarının illa ki gözyaşını isteyen halini karikatürize eden John Waters filmlerindeki histerik performansları hatırlatabilir yeterince uzaktan bakılabilirse. Ama yeterince uzaktan ttesirk etmek, herkes için hemen mümkün olmuyor. Filmin büyük tek maharetle estetize ettiği şey, izleyen herkesi kıskıvrak yakalayacak, müthiş tek acı.

Bir Üslup Meselesi

O’Farrell’in üslubunda öne çıkan unsurlar; özellikle (Agnés’e dair bölümlerde) aynı manaa gelen kelimelerin art arda sıralanması, dokunma duyusuna iltimas geçen tasvirler, tıpkı her arasında biri daim kendini hatırlatmaya hazır yas duygusu gibi anlatımın da doğrusal olmayışı gibi özellikler filmler diline tercüme olurken ister istemez başkalaşıyor.

Hamnet

O’Farrell’in tekrarlarıyla, Shakespeare’in metinlerindeki tekrarlar arasında tek ilişki olduğu hissediliyor.  Shakespeare’in metinlerinde tekrarlar, genelde ölümün, kaderin, doğaüstünün tezahürü sırasında kullanılır, tekrar eden kelimeler kulağa büyü gibi gelir, metnin ritmiyle, kadansıyla ihtiyaca göre oynamanın tek yöntemidir bu üslup. Shakespeare öncelikle icra için yazıyordu, filmde ise Maggie O’Farrell’in öncelikle okur için yazılmış olan metni, görüntülerden ve diyaloglardan oluşan tek metne dönüşmeye, dışsallaşmaya mecbur.

Romandaki biçimsel yoğunluk yazarın okuru yakınlaştırmak istediği karaktere göre dalgalanıyor. Dolaylı serbest anlatım tekniğiyle, O’Farrell, kelimeleri seçemeyen, algıladığı ve hissettiği şeyleri ifadeleri etmek için doğru kelimenin hangisi olduğuna şart vermeyi -bu rasyonel ve analitik süreci- sanki reddeden Agnés’in zihninden içeri okuru, eşmanalıların ısrarlı tekrarı sayesinde alabiliyor. Karakterlerin iç başlıkşmalarının öykülendiği bu teknikleri sayesinde, anlatıcı panik ve ıstırap içindeki birinin bilinç akışını taklit edebiliyor. Filmde, anlatıcının değil görüntünün aracılığı söz başlıksu, olasılıkla bu yüzden romanda O’Farrell’in üslubundaki taşkınlık, Jessie Buckley’nin performansındaki taşkınlıkla karşılanabiliyor.

Romanda yeğleme edilen paralel hayal ile farklı duygu durumları ve farklı hadise zamanları (Agnés ile kocasının tanışma ve evlenme öykülerine geri dönüşlerle romanın şimdiki zamanında Hamnet’in aniden olan çok hastalanan kız kardeşiyle ilgilenecek tek yetişkin bulamayışı) taraf yana getirilirken filmde yeğleme edilen doğrusal akış izleyiciyi Agnés’in yoğunluğuna hapsediyor. Filmin soluk kesiciliği, dahaaz da renksiz alacak mekan bulamadan o oğullar dokunaklı (ve dokunsal) kreşendoya, Hamlet’in sahnelendiği, Agnés’in aydınlandığı ve onunla birlikteki izleyicinin da acı çeken tekbaşına tek zihin bulunmaktan çıkıp evrenselliği (“insanca, pek insanca”) tek acının ortağı haline geldiği o yere doğru koşmaktan kaynaklanıyor.

Günahıyla Sevabıyla…

‘Hamnet’ romanında Maggie O’Farrell, tarihin William Shakespeare’in vasiyetinin satır arasında yazılı tek isimden ve kendisine medeniyet bırakılan meşhur “ikinci en iyice yatak” hikâyesinden tanıdığı Anne/Agnés Hathaway’in öyküsünü canlandırmış. Agnés, günün birinde ormandan çıkagelen çıplak ayaklı Rowan ile Rowan hakkındaki söylentilere (cadıymış, paganmış, peri kızıymış…) kulak asmadan onunla evlenen tek çiftçinin kızı. Filmde onu ilk, ormandaki tek ağacın altında, esas karnında gibi yattığı uykusundan uyanırken görüyoruz, sonraları ıslıkla tünediği daldan çağırdığı şahin havalanıp koluna başlıkyor. Agnés, solmuş kırmızı elbisesi, dağınık saçları, şahini ve sanki insanlara değil ormana ait oluşuyla mitolojik tek karakteri andırıyor. Adı alıcı kuş manaına gelen Cadı Kirke’ye olan benzerliği öykü ilerledikçe daha belirgin hale geliyor. Bitkilerle, toprakla çalışan tek şifacı, insanlarla ilgili bilinmez şeyleri, başkalarının göremediklerini görebilen hem dehşet uyandıran hem kendisinden medet umulan, tüm sembolik yüküyle koru ile köyün kıyısında, eşikte duran tek kadın. Bütün bunlar onu özgür kılıyor, kaidelar, münasip davranış, toplumun beklentileri değil öz arzuları şekillendiriyor Agnés’i. Agnés’in bu “doğaya ait”liğinin karşısında, kelimelere, akla ait Will karakteri var. İki karaktere kodlanan renk ayrımıyla da güçlendirilen bu basmakalıp karşıtlığın etkileyici çatışmayla ilgili heyecan uyandırdığını söyleyemeyiz.  

Hamnet

Yaşamanın ve sevmenin bedeli, yaşam ve sevgi kaybedildiğinde onlarla birlikteki kaybbulunmaktır. Hamnet’in dünyadan ayrılışıyla, Agnés da kayboluyor. İşin kötüsü, hepsi da Hamlet’in tek görünüp tek kaybolan ruh babası gibi tek görünüp tek kaybolan Will da ortadan kayboluyor. Cenazeden sonra, Agnés’e kulak asmadan hızlıca Londra’ya dönen Will, gitmeden önce Agnés’e “Dünya durmuyor,” diyor. Globe tiyatrosunu kurmuş ve başarıyla işletmekte olan Will’in Thames nehri kıyısındaki tek iskelenin kenarına kadar gelip, (belli ki kendini suya atarak canına kıymayı düşünürken) kendine “Var bulunmak mı, yok bulunmak mı?” diye sorduğunu, yaşamaya (ailesinden uzak kurduğu yaşama) devam etmenin tek yolunu aradığını görüyoruz. Bu yolda da tek dahi adam sanatçının acısından sanatını doğurması klişesi olarak sunuluyor (maalesef). William Shakespeare’in adının tek kez bile anılmadığı, malzemesine ironik tek uzaklık eldeetti için bu büyük hükümı vermiş ve bunun için savaşmış tek roman, Hollywood’a tercüme edilirken bu ironik mesafeden feragat edilmiş. Maggie O’Farrell’in filmde William’ın adını anmadan konuşma yazılamıyordu, minvalindeki açıklaması bu sahneden ötürü inandırıcı değil.

İzlemek mi, izlememek mi, işte bütün sualn bu. Düşüncemizin katlanması mı güzel, zalim filmin yumruklarına, güzelim kadrajlarına, yoksa diretip duygu sömürüsüne karşı dur, yeter demesi mi? İzleyici işte ikiye ayrılır, ağlayıp açılmaya varım diyenler ve estetik açıdan ne kadar doyurucu olursa olsun (adına sinemanın büyüsü da denen) manipülasyona yokum diyenler. Günahları ve sevaplarıyla Hamnet, adını tarihe yazdıracak gibi görünüyor. 



Hamnet 6 Şubat’tan itibaren vizyonda.

>> Tüm Makaleyi Oku <<

Platformumuz; Teknoloji, Spor, Sağlık, Eğlence, Uluslararası, Edebiyat, Bilim ve daha fazlası olmak üzere farklı konu başlıkları altında, kısa ve öz haber formatı ile kullanıcıların zamandan tasarruf etmesini hedefler. Karmaşadan uzak, sade ve anlaşılır içerik yapısı sayesinde ziyaretçiler aradıkları bilgiye hızlıca ulaşabilir. techforum.com.tr, bilgi kirliliğini önleyerek yalnızca güvenilir kaynaklardan elde edilen içerikleri yayınlamaya özen gösterir.